17 Ocak 2009 Cumartesi

Tarihi Pano Saraphanesi

Hayatim bir monotonlasmaya baslamasin, hemen kendimi var oldugum ortamdan uzaklara isinlamak; yeni insanlarla tanismak, yeni tadlar kesfetmek, yeni yerler gormek istiyorum. Uzun bir suredir bu bahsettigim ruh halinin icinde oldugumdan, eskiden hayatta yapmam dedigim seylere soyunur buluyorum kendimi...

Agzina cay koymayan ben, resmen kendisinden vazgecemiyorum mesela ya da Frappuchinodan baska kahve bilmezken; turk kahvesi iciyorum, espressoya hayir diyemiyorum. Zaten liseden, universiteden, hatta italya'dan bir cok arkadasim varken ve kendileri bana fazla fazla yeterken, arkadaslarimin arkadaslariyla, gayet yabanci oldugu ortamlarda tanimadigim insanlarla zaman gecirmekten, yeni insanlarla tanisip kaynasmaktan muthis keyif almaya basladigimi farkediyorum bu aralar. Ben ki yeni ortamlarda, yeni insanlara, yeni tadlara ve aksiyonlara karsi mesafeli ve temkinli bir insanim ( hep ayni restoranlara gidip, cesit cesit yemek icinden her seferinde aynisini secip yine de mutlu olabilirim, hatta kendimi yine! riske atmadigim icin rahat bir oh cekerim gizlice;) artik bugune kadar denemedigim yeni seyler yapmak istiyorum. Bilen bilir, kalabalik bir topluluk onunde donup kalma, seyirciyi endiseye sokacak kadar uzun bir sure sessizligimi koruma yetisine sahibim, bir teklif gelse kendimi tiyatro sahnesine atmak, bir oyunda rol almak bile istiyorum, kendime inanamiyorum. Sanki icime biri girmis, eski Gozde gitmis yenisi gelmis...



Dun aksam, Italya'dan ust kat komsum Nihan Omuz'un dogumgunu vesilesiyle Taksim'de ki bir organizasyona davet edildim.
Nihan aslen Ankarali oldugundan, cevresi de bana oldukca yabanci olmasina ragmen teklifi kabul ettim. Eee, ne de olsa isin sonunda yeni insanlarla tanismak, saraptan zevk almaya basladigim bugunlerde yeni bir mekan ogrenmek ve elbette bir dogumgunu bahanesi vardi. Iyi ki de gitmisim; insanlar da, tadlar da, mekan da cok zevkliydi.


fotograf: Caner Cangül

Mekanimiz Tarihi Pano Saraphanesi Samatyali bir Rum aileden olan Panayot Papadopulus tarafından 1898'de kurulmus, yani 110 yillik bir saraphane. O zaman sarap yapip satmak icin yapilan ilk bina olma ozelligine sahip bu yapiyi insa edebilmek icin butun mallarini satip buraya yatirmis Panayot. Daha sonra ki yillarda, bir sureligine ilk musterisi hep Yerant isimli bir disci olmus mesela, hatta su ve elektrik parasına iştirak etmesi karsiliginda, mekani bu disci ile paylasmayi kabul etmis Pano ve bir sure üst kat mehyane, alt kat muayenehane olarak calismis. Bir zamanlarda, her Cumartesi en güzel kıyafetlerini giyip Pano'ya gelen Madam Aaraksi, olen kocasi Bay Vangel anisina şarap ısmarlarmis tüm kalabalığa, dolayisla Cumartesi kalabaliklari gun gectikce artmaya baslamis...

Mekanin tarihinden bu minik detaylari Tarihi Pano Saraphanesi'nin sitesinden ogrendikten sonra bu tarihi saraphaneye tekrar gitmek icin sebeplerim artti gibi hissettim. Hayatimda ilk defa saraphaneye gitmis, hatta agzima sarap koymaya yeni yeni baslamis bir insan olmama ragmen, mutlu mesut neseli bir insan olarak ayrildim Pano'dan. Yedigim yemeklerin tadi da, ictigimiz Türkiye'de yalnızca Marmara ve Avşa adalarında yetiştirilen Adakarası üzümlerinden üretilen ve kırmızı meyve aromalarına sahip hafif içimli Pano Adakarası şarabinin tadi da gercekten lezzetliydi. Benim icin en az tadlar kadar onemli olan restoranin atmosferi de, muzikleri de oldukca guzeldi.

Hiç yorum yok: