yaratmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaratmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2012 Salı

Kriz anı yönetimi



Bu aralar Be Made Ceramic Works pek hareketliydi. Kendi koşuşturmacam arasında hiç yardımcı olamadım ama arada uğrayıp Patroniçe'nin kriz anını ne kadar güzel idare ettiğine şahit oldum. Ufacık atölyede şarkılar ve tatlılar eşliğinde sabahın köründen gecenin körüne çalışıp durdular, yaratıcı dokunuşlarla birbirinden güzel şeyler ortaya çıkardılar :)



Bir de el emeği göz nuru ürünlerin değerinden anlasa keşke bazı insanlar...

21 Kasım 2011 Pazartesi

See You Later, Downstream...



Londra'dan Le Gun, Bare Bones ve Heretic grubu artistleri geldi ve 16-20 Kasım'da workshop düzenledi. İpek baskı tekniğini çok görmek istememe rağmen, workshopa katılamadım ama kapıdan uğradım, kendileriyle tanıştım ve taze işlerinin keyfini çıkardım. Tek tek üretmek yerine, grup halinde çalışıp farklı çizgileri nasıl harmanladıklarını gördüm, bol bıyıklı, uçan dönerli, fesli, nişanlı çizimlerini kendime çok yakın buldum. Ne de olsa, bugünlerde ben de değişik bıyıklar ilüstrasyonları arasında yuvarlanıp gidiyorum... Kendileri pek yakında, GİYÇEK'te.



Dükkan

7 Haziran 2011 Salı

Doğal Boya Araştırma ve Geliştirme Laboratuvarı



Cumhuriyet Caddesi'ndeki Cumhuriyet Apartmanı ile Türk Kültür Vakfı sayesinde tanışma şerefine eriştim. Prof. Dr. Recep Karadağ'ın 'Dye Analysis and Reproduction of 16th century Ottoman brocades' konuşması için Taksim'deydim.

Bir sivil toplum girişimi olan Türk Kültür Vakfı, 2000 yılından beri Türk kültürünü ve Türkiye'nin sanatsal ve kültürel mirasını korumak, yaşatmak ve tanıtmak için çalışmaktaymış. Kültür taşıyıcısı olan eserleri ve kültür mirasının nesilden nesile aktarılarak yaşatılması adına 'Doğal Boya Araştırma Geliştirme Laboratuarı' (DATU) kurulmuş. Osmanlı eserlerinin tıpkı üretimlerini yapabilmek, sanat eserlerinin restorasyon ve konservasyonu için analiz ve teknik destek vermek gibi amaçları varmış...

Tahribatsız analiz yöntemleri ile kaynak boyarmaddeyi tespit edip (ki bunlar bitki ya da böcek kökenli olabiliyormuş), onları temin ederek ve doğru ipliğe uyguladıktan sonra dokuyarak orjinallerine yakın ürünler elde edilmesini sağlanıyormuş. Topkapı Sarayı, Sadberk Hanım Müzesi ve özel koleksiyonlardaki Osmanlı Brokar örneklerinin iplik, boyama ve dokuma olarak tıpkısını yapmaya çalışırken, sadece % 0.5 sapma mevcutmuş... Recep Karadağ'ın dünyanın en zengin boya bitkileri ve böcekleri koleksiyonuna sahip olduklarının altını sık sık çizdiğini belirtmeden geçmeyeyim. Bugün ürettikleri kumaşların renklerinden farklı olarak, eski brokarların renklerinin solukluğu aradan geçen yıllardanmış. Örnek çalışmalar, Armaggan Nişantaşı'nda görülebilirmiş.

Türk Kültür Vakfı - http://www.turkishculturalfoundation.org/
DATU - http://www.tcfdatu.org/
Armaggan - http://www.armaggan.com/

27 Nisan 2011 Çarşamba

Felekten bi gün


Bugün felekten bir gün çaldım! Bir sene boyunca kendimi o kadar sıkmışım ki, daha yeni anladım. Biliyorum çok şanslıyım, biliyorum çok keyifli bir işim var, biliyorum benim yerimde olmak isteyen bi dolu insan var (bunu tahmin etmiyorum, her gün stüdyoya gelen bir çok insandan kendi kulağımla duyuyorum) ama insan rutine düştüğü anlarda boğuluyor gibi olabiliyor. Çevremden aldığım tepkilerden dolayı, sıkıntımı paylaşmak içime atmaktan daha kolay mı geliyor ne?! Kendimi ne kadar dört duvar arasında sıkışmış gibi hissetsem de ara ara, kendime nefes alacak bir aralık yaratmayı başaramamışım sonuç olarak. Hem de Galata semalarında bunun bir sürü yolu olmasına rağmen...

Komşuculuk oynamamız Brr'nın bize misafirliğe gelmesinden ibaretti bugüne kadar ama yıllar sonra zincirlerimi kırdım ve iadeyi ziyaret yaptım. Bugün be made Ceramic Works'e gittim.
Allahım, o nasıl güzel bi mekan, ne kadar tatlış insanlar ve yerden tavana kadar birbirinden güzel işler! Rozetlerinin zaten hastasıydım.. Kendi rozetimi kendim yapmaya çalışmak daha da keyifliydi.



Be Made'in birbirinden 'tatlış' işleri IKSV Tasarım'da ve White Mill Cafe'de görülebilir.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Nostalji

Nostalji ile kafayı bozduğum bu günlerde, Moma Propaganda'nın hazırladığı posterler gözümden kaçmadı. Geri dönülemeyecek olana, artık olmayan geçmişe yönelik özlemi gayet net şekilde gözümün önüne getirebiliyorum ama bugün hayatımızın büyük bir parçası olan Facebook, Twitter, Skype'ın hayatımızdan çıktığını ve 'Eskiden herkesin birbirini yakinen takip ettiği, dürttüğü siteler, ıncığını cıncığını paylaştığı platformlar vardı. Ah ne güzeldi eski günler..' dediğimi hayal edemiyorum.



Everything Ages Fast
For Maximidia Seminars.
By Moma Propaganda.

YouTube artık olmayan değil belki ama sansür yüzünden ulaşılamayan olduğundan canımı sıkıyor. Nostaljinin böylesinden, yani kendi vadesini doldurmadan geleninden korkuyorum.

28 Mayıs 2010 Cuma

Galata'da Perşembe

Günlerden perşembe ve hava 25 derece olunca, Dml Galata'ya geldi ve iş çıkışı Galatamoda'nın yolunu tuttuk. Adı Galatamoda olmasına rağmen bu sefer Odakule'nin arkasındaki park alanında düzenlenen organizasyona Mrv'nin ertesi gün 3 tutturacağı lotoyu oynamasının dışında hızlı hızlı yürüdük. Beklediğimden çok daha güzel bir organizasyon alanı karşıladı bizi. Ahşap bir iskelenin üstünde yürüyormuş hissi yaratan yerleri, moda tasarımcılarının yanyana dizilmiş bölmeleri, ortada yeme içme bölümü, Milano sokaklarından fırlamış görünümlü gençleri ile bir an nerede olduğumu şaşırdım. Aida Pekin'in kolyelerini, Bahar Korçan'ın elbiselerini, farklı kuplardaki üstleriyle Mehtap Elaidi'nin tasarımları beğendim.



Galatamoda çıkışı 'nerde yesek, her seferinde yeni bir yer keşfetsek' düşüncesinden sıyrılıp, Dml'nın Mano ile hala tanışmamış olduğunu düşünerek (ertesi gün yediklerime dikkat etmeye başlayacak olmamın da bunda bir etkisi olmuş olabilir...) artık rutin olarak uğradığımız burgercimizin yolunu tuttuk. Siparişimiz klasik Ottoman Burger Menü...



Yemek sonrası çay muhabbeti için meşhur Konak Pastanesi'ne gitmek kaç zamandır isteyip yapamadığımızdı. Terasının manzarası dillere destan olduğundan, Lastik Pabuç'un önündeki sokak partisini direk pas geçerek Konak'ın merdivenlerini tırmandık. Terasa çıktığımda resmen gözlerime inanamadım! Ben böyle manzara görmedim... 1 numaralı masanın yanındaki masayı kapıp, çay eşliğinde ekler ve çilekli tart siparişi verdik. İhtişamlı Galata Kulesi'ne mi bakalım yoksa güzelim dolunaya mı, eski İstanbul ile sahili süsleyen korsan gemilerine mi bilemedik. Tekrar Konak'a gidilecek o kesin ama hava kararmadan.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Uniform Project

Uniform Project Picture Book from The Uniform Project on Vimeo.


ÇorapDelisi isimli bloga bakarken, bu fikrin çok daha başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiş ve sosyal sorumluluk ile temellendirilmiş esas versiyonunu, Uniform Project'i keşfettim. Çok basit ama yaratıcı, tasdikli başarılı.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Empty/Full


Design by Because Studio

İçinde bulunduğum ruh halimi hangi tasarım daha iyi anlatabilirdi bilmiyorum. İyimserlik ile kötümserlik arasında volta atıyorum.

30 Nisan 2010 Cuma

stok 60/70



Stok 60/70, Serdar-ı Ekrem'deki komşularımızdan, her gün kapısının önünden geçtiğim ama hiç bugüne kadar uğramadığım. Yerin hafif altındaki atölyemsi dükkanın vitrinindeki objeler, aksesuarlar her daim merak uyandırsa da, nedense düne kadar hiç içeri girmedim. Dün ne oldu bilmiyorum, bu sefer bütün birikmiş merakımla içeri daldım ve içeride toplanmış nostaljik mobilyalarla, aksesuarlarla keyiflendim. Mobilyalar da çok güzeldi ama telefon, vantilatör, polaroid makineler benim daha çok ilgimi çekti.





Sanırım burdaki koltuk, sandalye, masa ve dolapları ne kadar beğensem de alıp götürebileceğim bir yerim olmadığı için onlardan uzak durmayı tercih ediyorum. Yalnız bu durum daha ufak boyuttaki objeler için geçerli değil. Mesela, insanlar her ne kadar 'Sesin çok derinden geliyor!', 'Gözde, hala değiştirmedin mi bu telefonu?!...' ya da telefondan bir ses 'Dahili numarayı çevirmekte geciktiniz, tekrar deneyiniz...' diyip dursa da, ben nostaljik çevirmeli bir telefonu kullanmaktan vazgeçemiyorum. Neden bilmiyorum ama 30-40 sene önce tasarlanmış objeler çok daha özel ve estetik geliyor bana ve elbette daha sağlam, dolayısıyla onlardan daha fazlasını hayatımda istiyorum. Mesela yaklaşık 25 sene önce de babaannemin yeşil telefonunu kullanıyordum, bugün de stüdyoda hala onu kullanıyorum!



stok60/70@twitter

3 Ocak 2010 Pazar

Rahatla Gözde, Git ve Şarap İç!



Haftalardır bugüne hazırlanıyordum. Yok yeni iş heyecanıymış, yok yeni yıl heyecanıymış hepsi yalan oldu. Annemin sürpriz doğumgünü partisi kafamdaki tek şey oldu. 2 sene önce babamın 50. yaşı için annem sürpriz bir parti planlamış, bende özel bir video hazırlamıştım. E babama yapıp, anneme yapmamak olur mu? Elbette olmaz. Bu sefer daha deneyimli olduğum için, herşeyin daha kolay olacağını düşünürken, o kadar çok engelle karşılaştım ki... Meğer annemden gizli iş çevirmek ne kadar zormuş? Doğrucunun önde gideni olduğumdan, gerekli zamanlarda bile pembe yalanlar söylemekte zorlandığımı farkettim. Annemden gizli onun çocukluk fotoğraflarını karıştırmak ve ayıklamak, dostları ve akrabaları ile irtibata geçip onlarla annemden gizli buluşmak, videolarını çekmek, herkesi bu projenin gizliliği konusundan milyon kez uyarmak, parti mekanını seçmek, gerekli ayarlamaları yapmak... Son dakikaya kadar bir aksilik çıkacağından o kadar eminim ki... ama düşündüğüm olmadı. Anneme ne oldu bilmiyorum ama ne iş çevirdiğimizi büyük yemek masasını görene kadar anlamadı.



İstinye'deki Urza'da yaptığımız parti o kadar keyifliydi ki... Aslında Avcılık ve Atıcılık Kulübü'nün bir parçası olan ve içinde yer alan restoranın ismi, Osmanlıca'da 'Hedef' anlamına gelen mekan, ahşap ağırlıklı dekorasyonu, şömine başındaki sıcak ortamı, lezzetli yemekleri ve orjinal lamba ve aplikleri ile çok hoş bir yer. Doğumgünü partimizin katılımcıları da mekana başka bir sıcaklık kattı. Videoların birleşmesi için bütün gece uğraşan Mehmet Amca da olmasa, ne yapardım bilmiyorum. Gerçi videoyu istediğim gibi televizyondan seyredemedik ama üstüste koyduğumuz masaların üstüne yerleştirdiğimiz laptop üzerinden, pasta kesildikten sonra yayın yapabildik. Ekran küçük olunca, 30 küsür kişi dipdibe her yere oturdu, zaten sıcak olan ortam iyice ısındı, hoş oldu. Gecenin sonunda, annemin içi gülen gözleri çektiğimiz bütün tatlı çileye değdi dedirtti. 'Mükemmeliyet' takıntım beni çıldırttı ama gecenin sonunda benim için 'sadece yeterince iyi' olanı kabullenmem korktuğum kadar korkunç olmadı. Beni tatmin etmeyen sonuçtan herkes gayet memnun gözüküyordu. Kendime daha sık, 'Rahatla Gözde, Git ve Şarap İç!' demeliyim...


...videodan

11 Aralık 2009 Cuma

Build Your Own Fashion

Serdar-ı Ekrem'in yeni gülü Building Idea Engineering, her gün kapısının önünden geçmeme rağmen mekanda düzenlenen partilere daha önceden katılma fırsatı bulamadığımdan, aslında sadece benim için yeni. Daha önce bir kaç kere içine girdiğim bu mekan, hem bir restoran hem de tasarımcıların kıyafet ve aksesuarlarını bize sundukları bir butik şeklinde oluşturulmuş. 17 metrelik merdiven masası dışında, kapıdan geçenleri sürekli selamlayan masa başındaki oyuncak kamyonları, enteresan içerikli menüsü ve seramik üzerinde sunulan yemekleriyle farklılığı zorlayan, yaratıcı tavırlarıyla bana her daim Milano'yu çağrıştıran bir oluşum...



Merve, Mehli ve benim, bir cuma akşamı bol yağmurlu, bol çamurlu bir GalataModa deneyimi sonrasında, Building'e gidiş nedenimiz ise, 'Build Your Own Fashion!' etkinliği. Building'in düzenlediği bu gece, tek düzelikten sıkılıp, her daim farklı tasarım arayışında olan moda tutkunları için. Fark yaratmanın peşindeki genç moda tasarımcılarını kendi çatısı altında toplamak ve Building'in yeni konseptini bu vesile ile gelenlere tanımak ise esas amaç. E genç moda tasarımcılarından biri olan Ceylan Zigoşlu da bizim üniversiteden sınıf arkadaşımız olunca, bizim de Building'e gitmemiz kaçınılmaz bir durum oldu. Ceylan'ın neler yaptığına gelirsek, genelde koyu renklerin hakim olduğu ciddi koleksiyonlar arasında, Ceylan'ın canlı renkler tercih ederek oluşturduğu koleksiyon diğerlerinin oldukça farklı ve çekiciydi. Keçeler, düğmeler, çengelli iğneler kullanarak hayat verdiği vatkalar ise çok eğlenceli.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kitap Kapakları

Tasarımla uğraşmaya başladığımdan beri, basılı ürün tasarımlarını dijital tasarıma tercih etmişimdir. Poster, broşür, dergi farketmez, hem tasarlaması hem de başkaları tarafından tasarlananlara bakması hep çok zevkli olmuştur benim için. Hele hele kitap kapakları bütün bu basılı malzemelerin içinde bakmayı en sevdiklerim. Daha tasarlaması hiç kısmet olmadı belki ama şimdilik başkalarının yaptıklarına bakmakla yetiniyorum ve bundan büyük keyif alıyorum.

Kitap fuarına giderken hiç aklımda olmamasına rağmen, kapısından girmemizle 'tasarlanmış' binlerce kapak karşıladı sanki bizi. Yani hiç aklımda olmamasına rağmen, kitap kapaklarından oluşan bir tasarım cennetine düştüm. Bir kitapçıya girip saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığım zamanlardaki gibi zaman su gibi akıp gitti kapaklar arasında. Hangi kapakları, pardon kitapları almalıyım diye düşünürken, kimi kapaklar mıknatıs gibi çekti beni kendine. Eve gelip aldıklarıma ve kütüphanemde olanlara bakınca da, ortak bi nokta farkettim çoğunda. Farklı yayınlardan da olsa, Utku Lomlu tarafından tasarlanmış çoğu.


by Utku Lomlu

İnternette araştırıp yaptığı diğer işlere de bakınca, kitapçılarda ve fuarda ilgimi çeken bir çok kitabın aynı kişi tarafından tasarlandığını farkettim. Bu kapakların, kitapların satışını arttırmakta büyük rol oynadığına eminim.

9 Temmuz 2009 Perşembe

To Whack or not to Whack?!



Uzunca bir süredir kırmızı bir top rafımdan bana bakıyor. Evimizin her yeri, koltukların altından merdiven basamaklarına her yer
top kaynıyor ama onun yeri ayrı. Çorabın oynayamadıgı tek top olma özelliginden de dolayı, hakettigi ilgiyi hiç elde edemeyen tek toparlak şey! Onun adı "Ball of Whacks", Roger von Oech'ın magnetik 30 kırmızı parçadan oluşan topu. Yanında kitabı ile gelen top, insana deneye yanıla bir şeyler yaratmaya çalışmayı ögretiyor fakat asıl amaç beyin jimnastigi. Alalı 1 sene olmasına ragmen, bugün farkediyorum ki kendisi ile yıldız çeşitleri yapmaktan ileri gidememişim... Yani topun hakkını verememişim. Bir elin nesi var, iki elin sesi var diyerekten tekrardan canlandırdıgımız sevdamı, bu sefer ileri götürmek niyetindeyim. Bakalım zaman bana daha ne şekiller gösterecek? İddia ettigi gibi hayata bakışımı mı, daha dogrusu çevremi algılayışımı mı degiştirecek?


Kedi


Denizde Dalga

1 Şubat 2009 Pazar

Ezber Bozmak "ya da" Bozmamak

Tasarim hayatimizin her tarafinda, hayatin temposu icinde sık sık unutuyoruz ama aslinda o surekli etrafimizda, elimizin altinda... Tasarimin estetigi var/zevksizi var, siradani var/orjinali var... yani bir tasarimin basarili ya da basarisiz olmak icin bir cok kalemi var ama ne olursa olsun bir cok tasarimciya gore tasarimin makbul olani; soru sorabilen, düşündürücü ve şaşırtıcı olabileni. En azindan goz onunde bulundurulmasi gereken hususlarin basinda bunlar geliyor. Gerci, bize temel tasarimda ogretilen, sanatcinin soru soran/yaratan, tasarimcinin ise sorulari cozen kisi oldugu seklindeydi ama olsun. Tasarimci gerektigi zaman cozum uretip, gerektiginde de soru sordurabilmeli, bazi konularda bilinc yaratmak icin elinden geleni ardina koymamali diye dusunuyorum.

Tasarimi hayatimizin her alaninda kullaniyoruz ve tuketiyoruz. Sonra bir gun ansizin (sonunda) birileri ortaya cikiyor ve bu tuketimi sorguluyor. Elbette ki onlar tasarim tuketiminin karsisinda olmadiklarini soyluyor ama elestirmeden edemiyorlar. Zaten isleyen bir sistem varken, yeni nesneler icat etmeye, yeni kullanim alanlari ve ifade alanlari yaratmaya gerek yok mu acaba diye bir dusunce ortaya atiyorlar. Onlar, Nuray Togay ve Aslihan Ozgen yani "Ya da Tasarim". Trendsetter'daki röportajlarinda, Turkiye ile ilgili olan bir tespitleri cok ilgimi cekti ve onlara katilmadan edemedim. Diyorlar ki, "Turkiye'deki yaygin tasarim anlayisi neden israrla bir tuketim toplumu yaratmaya hizmet eder bunu kavramak guctur. Her bir seyin yuz binlerce benzerini uretmekten ve almaktan ne bunaliyor ne de sıkılıyoruz cunku. Uyusturulmus gibiyiz." Gercekten de dusununce oyleyiz! En basitinden, kendimizi ifade etmeye en cok imkan buldugumuz genclik yillarimizda, genclerin kendilerini en kolay ifade yontemi olan kiyafetlerinde bile o zamanlarin tabiriyle "kizilay dagitmis" imaji veren tek tip giysiler, aksesuarlar ve ayakkabilar her yerdeydi, sanki uyusturulmuslar gibi. Tabi o zaman oyle dusunmuyorduk, sanki bedava dagitilmis ve herkes ustune giymis diye dalga geciyorduk;)

Neyse "Ya da Tasarim"a donecek olursam, onlar bu ulkede tasarim talep edilmiyor dusuncesine takilmadan, piyasa aliskanliklarinin disina cikilmasi gerektigini ve ancak tasarimcilar bu yolu acarlarsa, o zaman tuketicinin seceneklerinin coklugunu farketmesi ve sorgulamasi ile vizyonunun genisleyecegini dusunuyorlar. Onlar piyasa aliskanliklarinin disina cikmayi; standart kaliplarin, kliselerin ve ezberlerin karsisinda durmak olarak goruyor ve degismezlerle oynayip, kolayciliktan kaciyor, aliskanliklarimizi bir nevi hice sayiyorlar. Ustunde oynamaya karar verdikleri ilk tasarim urunu, gunluk hayatimizin vazgecilmezi defterler. "Neden bir defter sadece duz, cizgili ya da karelidir?" diye soruyor ve kendi deyimleri ile ciddiyet ve kaliplara karsi cikarak sacmalama haklarini kullaniyorlar. Ortaya cikan sonuc kareli defter ya da kareli defter, cizgili defter ya da cizgili defter... Yani aslinda soylemek istedikleri defter var, defter var. Neden defter diyince hep ayni sey aklimiza gelmek zorunda... Fikir cok guzel, kesinlikle katiliyorum ve yeni tasarimlarin pesine dusmeyi onayliyorum, beni oldukca heyecanlandiriyor bu durum ama defter ustunde yapmis olduklari degisimi de oldukca ucuk bulmadan edemiyorum. Cunku yaptiklari degisim, defterin kullanim seklini zorlastiriyor, islevsizlestiriyor. Bunu sadece anonim bir nesne olarak dusundugumuzde sorun yok ama kliseleri bozma esnasinda bu kadar onemli bir tasarim nesnesinin kullanim amacindan saptirilacak sekilde degistirilmesi ne kadar dogru, bilmiyorum.

Ya da Tasarım, Beyaz Seri





Yani aslinda konu, endüstri ürünleri tasarımı olunca yenilikleri, gelistirme calismalarini destekliyorum ama ezber bozarken islevini korumak ya da yenisini eklemek yerine bozmak dusuncesine anlam vermiyorum. Bugun yeni buldugum ve olcukca iyi isleri oldugunu dusundugum bir tasarim studyosundan da ornek vereyim de, tam olsun;)

Fulguro, SYR–UP

Prototype glass
Water is never as beautifull as when it has been coloured and flavoured by all kinds of fruit syrups.
This set, made out of moulded-inflated glass, is based on the idea that people usually have trouble finding the adequat quantity of syrup they should mix with their glass of water to make it taste good.
By sloping like a Pisa tower, the glasses and carafe have an angle on the bottom. When the syrup has reached the top of the slope, users can then fill up the container with water.
The slope generates a graphical way to check the syrup level.
FROM NOW ON, YOUR SYRUP WILL ALWAYS BE SWEET ENOUGH!
Glasses: 3 dl. and 5 dl.
Carafe: 1,5 liter




Bardagin dibinin acili olmasi sadece estetik bir unsur olarak gelistirilmemis. Bir mantigi var bu degisikligin ve de insanin gercekten icine sinen bir tasarim olmasini sagliyor bu yenilik.

Fulguro, LA MAIN A LA PATE

Designing bread
Workshop with the industrial design class at écal.
Exhibited in St-Etienne's design biennal.
Won the price of best school presentation
A baker of St-Etienne produced a serie of 200 of our parisian bread.
Participants: Isabelle Schwager, Abdelaziz Bousetta, Cédric Decroux, Yves Fidalgo, Cédric Fontana, Axel Jaccard, Philippe Michelot, Mohammed Nadini.

PARISAN BREAD



FONDUE BREAD


Gunde uc ogun yemek yedigimiz ve masamizdan ekmegi eksik etmeyen bir toplum oldugumuz asikar. Peki ekmege yogrulduktan sonra farkli bir form ile firina verseydi firincilar, sasirmaz miydik? Belki ustunde dusunulse, tuketimde bir kolayliga vesile olacak eglenceli ve dusundurucu bir degisim yaratilamaz mi, ayni fondu ekmeginde oldugu gibi...

28 Ocak 2009 Çarşamba

Tasarim ile Geri Dönüşüm

Yillar once sevgili Melodi bana sakiz kagitlarindan zincir yapmayi ogretmisti. Tabi o zamanlar, sakizlarin bir parlak bir mat kagitlari vardi, bugunku gibi draje degillerdi (tukurmek istedigimizde bize fellik fellik fis aratmazlardi!). O kadar cok sevmistim ki, kafam bir seye takildiginda, canim sıkıldığında ya da oylesine eglenmek icin; cebimde biriktirdigim kagitlari cikarir, bir saga bir sola katlayip birbirine gecirirdim amacsizca. Hatta merak eden bir suru arkadasima da ogrettim nasil yapildigini ama hic bir zaman ikinci duzeye gecemedim, zincir yapmaktan ileri gidemedim. Sonuc elimde m'lerce uzayan bir serit oldu ve kaldi...



Gecen kis, New York MOMA'da gezerken bir de ne goreyim? Benim sakiz kagitlarindan once zincir yapmislar, daha sonra da onlari ustuste gecirip onlardan rengarenk gece cantalari... O zaman cok begendim cantalari ama nasil yapildigini bildigim icin, paraya kiyip da satin alamadim, aklimin bir kosesinde yer etmis bir sekilde dukkandan ayrildim. Ustunden zaman gecti ve bende unuttum derken, Newsweek/Stil'de bir yazi gordum.

Sabanci Universitesi Toplumsal Duyarlilik Projeleri kapsaminda Tara Hopkins onderliginde çöp(m)adam isimli yeni bir proje gelistirilmis ve basarili bir sekilde hayata gecirilmis. Proje, eninde sonunda cope atilmaya mahkum rengarenk ambalaj kagitlarini kullanarak canta tasarlamayi ve bunu hayatlari boyunca hic kendi paralarini kazanmamis ev hanimlarina ogretip yaptirarak firsat yaratmayi kapsiyormus. T. Hopkins bu teknigi Meksika'da ogrenmis, ve simdiden Ayvalik, Istanbul ve Diyarbakir'da kurulan atolyelerdeki kadinlara bu isi ogreterek onlari is yasamina kazandirmayi basarmis. Unilever Turkiye'nin tasarim degisikligi nedeniyle kullanilmayan atik ambalajlarini geri donusturerek hem cevreye duyarli, hem de ihtiyac sahibi kadinlara destek olarak topluma duyarli bir proje yaratilmis. Sonuc olarakta, Istinye Park Boyner magazasinda satisa sunulan şık cantalarda cabasi!

Kabul ediyorum, geri donusturulen objelerden yaratilan tasarim urunlerine zaafim var. Gunluk hayatta kullanirken ne kadar estetik oldugunu farkina varmadigimiz ve eskiyince cope attigimiz butun bu urunleri bir anda kendi kullanimi disinda (hatta oldukca alakasiz sekilde!) gormek ve kullanmak cok hosuma gidiyor. Genelde bunlarin hepsi bana "ben bunu neden dusunemedim" ya da "cok zekice" dedirtiyor. Sonuc olarak eski fermuarlardan yapilmis bir bros ya da tir brandasinda yapilmis bir canta, ucak kemerinden yapilmis bir canta askisi bana oldukca cekici geliyor. Bazen insanlar, mesela annem;) benim deli oldugumu dusunuyor, babam buyukannesinin "eskiye ragbet olsaydi bit pazarina nur yagardi" lafini hatirlatiyor. Ama ben biliyorum ki, yalniz degilim;) Sadece geri donusum malzemelerinden urun yaratan markalar bile var, Secco gibi. Degisik bir suru marka var ama adlari ne olursa olsun, amaclari hep ayni. Dogru kaynaklari kullanarak yeni atiklar yaratmamak ve anlamli/eglenceli urunler ortaya cikarmak.

17 Ekim 2008 Cuma

be made Ceramic Works





Dun Galata tarafindaydim. Italya'da Mehli araciligi ile tanisma serefine eristigim Berra'nin;) (ki kendisi, Berra Ertürk ve Ekin Özbiçer, iki arkadas Marmara Üniversitesi GSF Seramik Bölümü mezunu olup, 2007 yazında "be made Ceramic Works" yaratanlardir..) uzun zamandir merak ettigim atolyesini gormek icin Beyoglu'na ciktim. Cihangir'de bulunan ilk atolyelerini gorme firsatim olmadi ama Galata'da bizi karsilayan yeni mutevazi yerlerine bayildim. Giris kati olup, ayni zamanda iki katli olan bu yeni atolyelerinde, yarattiklari ve yaratacaklari sempatik karakterlerini, hepsi birbirindan tatli broslarini ve diger emek kokan tasarimlarini ileriye tasirken sans onlardan yana olur, yaraticiliklari hic eksik olmaz.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Le Kabbak



Le Kabbak, Halikarnas Kabakcisi olarak geciyor ve doğal olanı, unutulan tadları, eskide kalanları hayata yakın tutmak adina su kabaklarindan sahaserler yaratiyor. Ilk defa Gümüşlük koyundaki Mimoza'da kabaktan yapilmis bu lambalarla tanistiktan sonra, koyun cikisinda dukkanlarini gordum ve bu kadar minik bir dukkana sigdirdiklar el emegi goz nuru lambalar da, diger alakasiz ivirzivir da hosuma gitti ama hangisini aliyim bir turlu karar veremedim... Sanirim hepsinden cok hosuma giden, bu urunlerin eglenceli isimleri oldu... Mesela; koca bulduran, koca baglayan, ruzgar çanı, ugur çanı, gelin susturan, araba aldiran, kaynana kaciran gibi cesitler mevcut...


Gelin Susturan Nazarlik


Araba Aldiran Nazarlik


41 kere Masallah