20 Ağustos 2012 Pazartesi

Kuş misali

İstanbul - Eskişehir - İstanbul - Ankara - Antalya - Bodrum - İstanbul - İzmir - İstanbul - Bodrum - Dalaman - İstanbul- ... Geçen ayımın özeti bu diyebilirim. Bu yaz resmen kuş misali gezdim. İşim, ailem ve sevdiğim insan arasında gittim geldim, gittim geldim... Sabit bir yerde oturmak yerine sürekli hareket halinde olmayı seviyorum, hele son varış noktamda, beni elinde pankartla bekleyen biri varsa:)

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Bozcaada

Burnunun ucunda olmasına rağmen hep istediğin ama bir türlü gidimediğin bir destinasyon söyle deseniz Bozcaada derdim. Adalara karşı bir sempatim ezelden beri var zaten. Sadece erkek arkadaşımla gitmeliyim diyerek kızlarla gitmeyi reddettiğim romantik Santorini'ye, ailemle gitmiş olmanın verdiği hayal kırıklığından sonra, Bozcaada konusunda şeytanın bacağını kırdım, bunca zaman neden başkalarıyla gitmediğimi anladım. Beklediğime de değdi!



Taktık bisikletlerimizi arabanın arkasına, düştük gecenin 2'sinde yollara. Sabaha karşı yola çıkıp, direksiyonu güvenli ellere teslim edince Geyikli'ye varış beklediğimden kolay oldu. Sarı- kuru bir ada görünce şaşırdık önce. Uzun bir süre çay bahçesinde dinlendik ve biz inanamamamıza rağmen binebileceğimiz iddia edilen feribota sondan ikinci araba olarak bindik.


Adaya ayak basmamızla, pansiyonu bulma anımız arasındaki kısa zaman dilimi adanın aslında ne kadar küçük olduğu konusunda tiyo verir nitelikteymiş...


Pansiyonumuz Dafne'yi bulmamızla mavi kapısından geçip kendisini sevdik, pansion sahibi Savaş ve köpeği Elvis ile tanışıp, odamıza yerleştik. Adayı uzaktan gördüğümüz andan beri renksiz bulan ben, Dafne'nin bahçesini görünce huzura kavuştum. Küçük ama sıcak bir yer olarak, pembe zakkum ağacı ve üstündeki mavi kağıt feneri, rahat koltuğu ve rengarenk minderleri ile terası, liman manzaralı üst kat odaları, bağlıyken kuzu gibi masum, tasması çözülünce heyecandan çıldıran ve üstüne zıplayıp seni baştan aşağı yalayan Elvis'i ile Dafne'yi çok sevdim. --- Dafne Pansiyon (Savaş Ulaş Şahin) - 0 507 486 00 68


Sonra hemen olmasa da, aldık haritamızı elimize, çıktık Bozcaada yollarına. Ufacık bir yermiş zaten ama kendi aracımızla koy koy gezmek büyük keyifti bu adada. İstediğimiz yerde durduk, kimselerin olmadığı yerlerde denize girdik. Ayazma ve Akvuryum'dan eksik kalmadık ama insanların 'Bozcaada'ya gidince, yapmadan gelmeyin' dediği şeylerden 'farkında olmadan' uzak kaldık. Soğuk suyun, sıcak kumun, lokum gibi havanın tadını çıkardık. Bisiklet turumuzu ancak adanın merkezinde yaptık.


Rüzgar türbinlerini bir süre uzaktan gördükten sonra, yakınlarına gitmeye karar verdik. Çılgınlar gibi günbatımı eşliğinde şarap içmeye hazırlanan inanlara inat, son dakikada devasa boyuttaki rüzgar güllerinin dibine vardık. Salına salına adanın ucuna doğru yürüdük.


Yediğimiz içtiğimiz bizim olsun diyeceğim ama bilmeyenlerle paylaşmamak olmaz... Adaya özgü gelincik şerbetinin tadına bakmadan, akşam üstü çay keyfi yaparken Eski Kahve'nin küçük bademli kurabiyelerinden yemeden Bozcaada seyahati eksik kalırdı diye düşünüyorum. Sabah kalktığında Çınaraltı'nda çay eşliğinde yemek üzere adanın tek ve süper fırını Çiçek Fırın'dan açma, simit almak, öğlenlerden birinde Sadece Köfteci'nin leziz köftesinden yemek, kalabalıkların yaptığı uğultudan sadece bir iki sokak uzaklaşarak kafanızı dinleyerek rakı meze keyfi yapmak için Kapı 14 Restoran'a gitmek ayrıca tavsiye edilir. 3 gün boyunca adada şarap içmeseniz bile, son dakikada adadan alınan şarapla Bozcaada keyfi evde de sürdürülebilir.

Bozcaada, kısacık ama dolu dolu bir tatil için mükemmel.




27 Haziran 2012 Çarşamba

Keyifle

Uzun bir aradan sonra ve baştan aşağı değişen hayatımla yine yazmaya başlamak istiyorum. Yine demem doğru olmaz aslında, yeni şeylerden bahsetmek istiyorum bundan böyle. Belki çok farklı, çok değişik şeyler değil yaşadıklarım ama ben yeniden doğmuş gibi, çok mutlu ve huzurlu, olması gerektiğine inandığım gibi hissediyorum. Yeni bir yola koyuldum, keyifle...

26 Mart 2012 Pazartesi

Guerilla Knitting



Emin sayesinde Guerilla Knitting ile de tanıştık. Kendisi bir süredir örgüye merak sarmış, elinde yün ve şişlerle gezmese de, örgü ve pon pon yapımından bahseder olmuştu. Sıraselviler buluşmasına biz de Ayşegül ile katıldık, ucundan elimiz yüne değdirdik.

Yeri geldiğinde annem anneannemin ne kadar iyi örgü ördüğünden bahseder. Kendisi de istese eksik kalmazdı diye düşünüyorum ama Görkem'in doğumundan sonra elini yüne şişe değdirdiğini hatırlamıyorum. Dolayısıyla ben de baya yabancı kalmışım örgü durumlarına.

Guerilla knitting sayesinde örgüyle tanışmak kısmetmiş. Biz gittiğimizde Taksim Gezi Parkı'ndaki kesilmek üzere işaretlenmiş ağaçlara dikkat çekmek için ağaçları kaplayacaklardı. Sonra fotoğraflarını facebookta gördüm ve burda paylaşmak istedim. Dünyanın bir çok yerinde gerçekleştirilen çok renkli ve keyifli bir proje. İnanılmaz başarılı örgü örnekleri yok değil.



Photo: Örgü-t, Laura Hagnäs

25 Mart 2012 Pazar

Karaköy keyfi



Harika bir pazar sabahı. Havalar ısınmaya başladı ve ben hemen ilk kaçamağımı yaptım. Kahvaltı için deniz kenarına gidelim dedik ve Mehli ile Karaköy sahile indik. Denize sıfır parketme opsiyonunun şaşkınlığını atamadan, Tophane yönüne yürümeye başladık. Karaköy'deki Fransız Geçidi'ni sürekli duymama, Kağıthane'yi görmek istememe, Bej'de keyif yapmayı planlamama rağmen, Hakan San'ın Fashion@Eye Pop Up dükkanı itici bir gün oldu bizim için ve iştah açıcı bir kokunun peşinden gider gibi ayaklarımız yerden kesilmiş bir şekilde Fransız Geçidi'ne sürükledi bizi.

Taze çiçekler eşliğinde, kahvalt çanağı, taze mi taze ayva reçeliyle gelen alman ekmeği gibi mini mini ve lezzetli seçeneklerle sabahın tadına doyum olmadı. Sonrasında kısa bir Kağıthane turu (Galip Dede üstündeki çıkmaz sokakta bulunan yeni şubesinde ilk heyecanımı üstümden attığından, kısa sürdü) yapıp, Fashion@Eye'a geçtik.



Gözlük bakarken kendime pek bir şey yakıştıramayıp sıkılan bir insanım aslında ama sıcak karşılama ve tatlı sohbetimiz sayesinde Fashion@Eye maceramız o kadar keyifliydi ki! Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım.. Sanki kendimize biçilmiş kaftan gibi içimize sinen yeni gözlüklerimiz ile ayrıldık Karaköy'den. Hakan San, sabah neşemize neşe kattı desem yeridir. Artık etrafıma daha da pozitif çerçeveden bakıyorum gibi hissediyorum.

20 Mart 2012 Salı

Kriz anı yönetimi



Bu aralar Be Made Ceramic Works pek hareketliydi. Kendi koşuşturmacam arasında hiç yardımcı olamadım ama arada uğrayıp Patroniçe'nin kriz anını ne kadar güzel idare ettiğine şahit oldum. Ufacık atölyede şarkılar ve tatlılar eşliğinde sabahın köründen gecenin körüne çalışıp durdular, yaratıcı dokunuşlarla birbirinden güzel şeyler ortaya çıkardılar :)



Bir de el emeği göz nuru ürünlerin değerinden anlasa keşke bazı insanlar...

10 Mart 2012 Cumartesi

Kitchen Guerilla



Maslak-P Blok, Kitchen Guerilla etkinliğinin 4.süne ev sahipliği yaptı. Değişik bir cumartesi için farklı bir yemek etkinliği duyunca, dayanamadım, Neslihan ve arkadaşlarına takıldım. Kapıdan girer girmez, yemek, tatlı ve içecek kuponlarımızı alıp içeri geçtik. Müzik eşliğinde açık mutfakta hazırlanan yiyeceklerimizi, yani pancarlı olduğuna inandığım kısırla servis edilen 2 farklı tip burgermizi yedik. Mekan, ortam, yiyecek ve içecekler iyiydi hoştu, tatlı ise tam bir fiyasko! Biraz gelenekselci olabilirim ama wasabi sorbet de nedir yahu?!

2 Mart 2012 Cuma

Uludağ



Annemlerle Uludağ için yola çıktık. Vapur binmemizle bütün havam değişti. Belki yurtdışına çıkma fırsatı bulamıyoruz kayak için ama olsun, Uludağ da sezon sonu sakinliği ve iyi kar seviyesiyle bana yetti.



Arada sırada bastıran sise rağmen, hava genelde güneşliydi. Unuttuğum pistleri baştan keşfettim, üniversitedeki kayak takımı antremanlarını ve kapı çalışmalarımız yadettim...



Her şeyden önemlisi temiz havayı ciğerlerime doldurdum, kafamı boşalttım. Midemi de sucuk ekmekle doldurmuş olabilirim... İstanbul'a yenilenmiş olarak döndüm. Stüdyoya özlemle dönmeyi çok seviyorum.

1 Mart 2012 Perşembe

27 Şubat 2012 Pazartesi

Baklahorani Festivali

Rumların beş asırdan fazla bir zamandır kutladığı Baklahorani Karnavalı'nı geçtiğimiz hafta ilk defa duydum ben. Osmanlı döneminde İstanbullu Rumlar tarafından, kostümlü sokak yürüyüşleriyle şenlik şeklinde Beyoğlu'nda kutlanan karnaval, 1941'de yasaklanmış. 2009'dan beri yeniden kutlanmaya başlanan günün adı, Farsça'da 'bakla yemeye başlamak' anlamına Baklahorani ritüellerinden geliyormuş.



Radikal'de okuduktan sonra, biz de Giyçek ekibi olarak saat 20:00'da Galatasaray'da neler oluyor, merak ettik ve aralarna katıldık. Rumca ve türkçe şarkılar eşliğinde hep beraber İstiklal'i yürüdük, Asmalımescit'in içinden geçtik. Keşke çok daha kalabalık olsaydı ama yine de azımsanmayacak bir grup toplanmıştı, kostümlüler oldukça azdı. Biz bile kostüm dolu bir dükkandan çıkıp, elimizi kolumuzu sallayarak kostümsüz gittik ya, üzüldüm gerçekten. Seneye hazırlıklı yerimizi alacağız yürüyüşte:) Kısa yürüşüyüşün son durağı Tarlabaşı'ndaki Romeo & Juliet idi. Canlı müzik, danslar çok keyifliydi. Keşke biz de kostümlü partiye kostümsüz katılan akıllılardan olmasaydık, daha bi iyi kaynaşsaydık!



Baklahorani'yi görünce Venedik ve Milano'daki festivaller geldi aklıma. Döndüm eski bloguma, İtalya'da Venedik Maske Festivali ve Carnavale Ambrosiano Leonardo a Milano yazılarımı okudum. İtalya'da özgür Willy şeklinde gezen beni çok özlediğimi bir kere daha farkettim. Gezen beni ve spontane gelişen gezileri seviyorum. Madem ben uzaklara gidemiyorum, bari şu koca şehirde rutini bozacak aktiviteler artsa.

19 Şubat 2012 Pazar

Kule macerası



Yıllar sonra Galata Kulesi'ne çıktım bugün. Sonunda kulenin dışından değil, içinden fotoğraflarla yazılmış bir Galata yazısı bu. Mrl'ın ısrarlı program tekliflerinin ne kadar keyifli organizasyonlara dönüşebileceğinin kanıtı gibiydi kulede kahvaltımız. Fantastik bir mekan, hoş bir kahvaltı, yükseklerde bir buluşma:) Kocaman camları sayesinde aydınlık bir mekanmış kulenin restoran kısmı. Camın önünde kedi gibi bekleyen martıları ise oldukça evcil..



Yoğun çalışma programları, yurt dışında ikamet etme durumları gibi hallere rağmen, az fireyle kalabalıktık yine. Son durumları, yeni aktivitelerimizi, Giyçek'in basın sayfasının yeni yüzünü konuştuk durduk.



Kulede uzun uzun yaydık.. Sonra balkona çıktık.






Çıkışta kullandığımız asansörde uzun sırayı görünce, yürüyerek inelim dedik. İyiki de öyle yapmışız. Kuleden manzara seyri kadar, inişimizde uzun ve eğlenceliydi:)

18 Şubat 2012 Cumartesi

Konstantiniyye'den İstanbul'a



Şimdiye kadar daha çok İstanbul'daki eski fotoğraf stüdyolarında çekilen fotoğrafların ilgimi çektiğini düşünürken, Pera Müzesi'ndeki Konstantiniyye'den İstanbul'a sergisini görmeden duramadım. 19.yy sonu ile 20. yy başı arasında dönemin usta fotoğrafçılarının binbir zahmetli kameraları ile kaydettikleri Anadolu yakası kıyıları, şehri ne hızla büyüttüğümüzün, doğayı ne hızla yok ettiğimizin kanıtı. İnsan tipleri zerre değişmezken, değişen kılık kıyafetler, yaşayış biçimleri ve alışkanlıklar hakkında aydınlatıcı.



Bazen dışarda akan hayatın hızını yakalayamadığım için kendime yükleniyorum ama haketmiyorum bence. Haberler, hayatlar, durumlar öyle hızla değişiyor ki, daralıyorum. Hayatın çok daha yavaş aktığına, çok çok daha yavaş tüketildiğine inandığım eski zamanlarda yaşamak istiyorum.

10 Şubat 2012 Cuma

Tira mi su!

500 ml süt + 2 çorba kaşığı un + 1.5 çay bardağı şeker ... karıştır ve pişir / 1 kutu labne ekle / 1 bardak sıcak suya 2.5 kaşık nescafe ve şeker ekle / Keki ıslat / Kremayı içine ve üstüne dağıt / Soğduktan sonra, kakao ile süsle / Afiyetle!