kutlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kutlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2012 Pazartesi

Baklahorani Festivali

Rumların beş asırdan fazla bir zamandır kutladığı Baklahorani Karnavalı'nı geçtiğimiz hafta ilk defa duydum ben. Osmanlı döneminde İstanbullu Rumlar tarafından, kostümlü sokak yürüyüşleriyle şenlik şeklinde Beyoğlu'nda kutlanan karnaval, 1941'de yasaklanmış. 2009'dan beri yeniden kutlanmaya başlanan günün adı, Farsça'da 'bakla yemeye başlamak' anlamına Baklahorani ritüellerinden geliyormuş.



Radikal'de okuduktan sonra, biz de Giyçek ekibi olarak saat 20:00'da Galatasaray'da neler oluyor, merak ettik ve aralarna katıldık. Rumca ve türkçe şarkılar eşliğinde hep beraber İstiklal'i yürüdük, Asmalımescit'in içinden geçtik. Keşke çok daha kalabalık olsaydı ama yine de azımsanmayacak bir grup toplanmıştı, kostümlüler oldukça azdı. Biz bile kostüm dolu bir dükkandan çıkıp, elimizi kolumuzu sallayarak kostümsüz gittik ya, üzüldüm gerçekten. Seneye hazırlıklı yerimizi alacağız yürüyüşte:) Kısa yürüşüyüşün son durağı Tarlabaşı'ndaki Romeo & Juliet idi. Canlı müzik, danslar çok keyifliydi. Keşke biz de kostümlü partiye kostümsüz katılan akıllılardan olmasaydık, daha bi iyi kaynaşsaydık!



Baklahorani'yi görünce Venedik ve Milano'daki festivaller geldi aklıma. Döndüm eski bloguma, İtalya'da Venedik Maske Festivali ve Carnavale Ambrosiano Leonardo a Milano yazılarımı okudum. İtalya'da özgür Willy şeklinde gezen beni çok özlediğimi bir kere daha farkettim. Gezen beni ve spontane gelişen gezileri seviyorum. Madem ben uzaklara gidemiyorum, bari şu koca şehirde rutini bozacak aktiviteler artsa.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

27

Son yıllarda kalabalık doğumgünü toplaşması düzenleme fırsatım olmadı ama 4-5 yıl önce düzenlediklerimin tadı damağımda kaldı. Doğumgünlerini o kadar çok seviyorum ki! Uzun süredir sesini soluğunu duymadığın kimseleri, kanlı canlı görme fırsatı doğuyor. Bir mesaj uçuruyorsun, herkes bir araya geliyor! Bu sene Bodrum programımı özellikle doğumgünümün ertesine yaptım ki, yine herkes bir araya gelsin dedim. Olmadı... Tadım tuzum yoktu çünkü. Canım çekmedi kimseleri aramak, hadi beraber yemek yiyelim, eşek kadar oluşumu kutlayalım demek... Onun yerine yalnız kalmak, kendi kendime çikolatalı pasta yapmak, sonra onu bir bardak soğuk süt eşliğinde yemek istedim. Ama hiç bir şey planladığım gibi gitmedi...



Elbette İpek, Damla ve Görkem yalnız bırakmadı beni. Sabahtan akşama dükkanda keyif yaptık. Geç bir kahvaltıyı takiben, Damla'nın hediyesi olan ve Meral'in 'fiskos' ismini verdiği rengarenk sandalyelerimizde Serdar-ı Ekrem'in tadını çıkardık. İpek'in çilek ve beyaz çikolatalı pastasından sonra uzun bir süre tatlı yemeyeceğimizi düşünürken, akşam dondurmalı macaronları da mideye indirmekte hiç bir sakınca görmedik.


Zamane Kahvesi - Dondurmalı Macaron



Galata bir güzeldi 27'sinde. Kulesi, sokakları, hayalimdeki çatı katı dairesi ile aydınlıktı. Bilmiyorum, belki her zaman aynı ama bugün bana bi farklı geldi... Sevdiğim ve beni gerçekten sevdiğini bildiğim insanların yanında; Galata da, dünyanın herhangi bir yeri de aydınlık ve huzurlu.

31 Aralık 2010 Cuma

Yıl Sonu

Son dakikaya kadar bi belirsizlik, bi gecenin akibetini tahmin edemezlik hakimdi yılın son gününe. Geçtiğimiz bir kaç yıldır bir çok plana dahil olup, son anda cayan biri olarak plan yapmadım bu sefer. Spontane takılmaya karar verdim, az daha dibe vuruyordum, hatta vurdum... 12'ye bi kaç saat kala Tuba'yı aradım, kuaföre gittim, şarapları paketledim, 1 tepsi! baklavayı Atapol'a yollattım ve kaybolmadan arkadaşlarımın yeni evinin yolunu buldum.


Ağacın süslenmesi, yemeklerin tüketilmesi, kokteyllerin yapılıp pasta, kurabiye, baklava ayırdetmeden mideye indirilmesi göz açıp kapanıncaya bitmişti. Boyacıoğlu hanesinin bir klasiği olarak ağacın önünde fotoğraf çekildik. Tombalayı Yonca'nın şen sesi eşliğinde oynadık, Senem ile ben gece damgamızı vurduk resmen. 2011'in aynı şekilde ikimize de uğurlu gelmesini diliyerek geceyi noktaladık.


Geceyi noktaladık mı dedim? Kendime adıma konuşmam gerekirse, hiç beklenmedik şekilde kendimi karşıya geçerken buldum. Otopark fiyaskosu, şarj sorunsalı, nakit sıkıntısı, soğuk ve her cins insanın sokakta cirit atması durumuna rağmen Osmanbey'e vardım, ordan da Nişantaşı'na! Madem kemikleşmiş huylarımı, takıntılarımı yıkmak niyetindeyim dedim kendime, al sana...

2011


Önüm arkam sağım solum, hatta içim dışım malum. Ondan başkasını düşünemiyorum. Dolayısıyla bol kostümlü, bol fotoğraflı, dolup dolup taşan stüdyolu bir yıl diliyorum kendime. Kadir kısmet tabi ama inanıyorum, 2011 yarayacak Galata esnafına:)

3 Ekim 2010 Pazar

İyi ki doğdun, Mehli!



Mhl'nin doğum günü bahane edildi. Mrl muffin siparişi verdi. Mhl yolu tarif etti. Kızlar sonunda ikinciye Galata'ya geldi ve bizi çok mutlu ettiler.

Yine de sormadan duramıyorum kendime. Hani dükkan buluşma mekanı olacaktı, akşamları, haftasonları dolup dolup taşacaktı? Çok klasik ama gerçek, herkes kendi derdine dalınca, sadece doğum günlerini vesile ederek buluşmak normal kabul edilir oldu. Neyse, buna da şükür.

27 Ağustos 2010 Cuma

Happy Hippy Day of Me

Bu sene doğumgünümde Bodrum'daydım. Evdeki tiramisu kesimi ile güneşi batırdıktan sonra, Türkbükü Casita'ya gittik. Leziz mi leziz mantı üstüne, rengarenk boncukların arasında kayboldum, iyi enerjiyi alıp, denize baktım, gökyüzüne attım.


Kutlamaların 2. ayağı ise Galata'da yapıldı. KanalTurk çekimini takiben pastam Giyçek çatısı altında kesildi. Mrv tiramisu yaptı, Nhn fotoğrafları çekti. Katılım gösterenler beni çok mutlu etti:)



8 Ağustos 2010 Pazar

Rengarenk



Oldukça hareketli bir haftaydı. Sevilenlerin doğumgünleri peşpeşe olunca, yine bütün planlar onlara göre yapıldı, aperatifler hazırlandı, yemekler pişirildi, pastalar mümkün olduğunca süslendi, yazın elverdiği miktarda kızlar toplandı ve mumlar üflendi.



Perşembe Mrv'nin, cuma Dml'nın doğum günü olunca, haftam şenlendi. Browniler, muffinler, macaronlar havalarda uçuştu.
Sayelerinde rengarenk bir hafta oldu.

21 Mart 2010 Pazar

1 Yaşında!



Dünya tatlısı bişi! Smokini, papyonu, pantalon askıları ve kol düğmeleri ile gördüğüm en tatlı bebeklerden. Uzun zamandır bebeklere hasret bir insan olarak, ilaç gibi geldi bana Ata ve onun 1. yaşgünü partisi. Sürekli fotoğraf çektiğim için sevmeye doyamadım, o ayrı...

3 Ocak 2010 Pazar

Rahatla Gözde, Git ve Şarap İç!



Haftalardır bugüne hazırlanıyordum. Yok yeni iş heyecanıymış, yok yeni yıl heyecanıymış hepsi yalan oldu. Annemin sürpriz doğumgünü partisi kafamdaki tek şey oldu. 2 sene önce babamın 50. yaşı için annem sürpriz bir parti planlamış, bende özel bir video hazırlamıştım. E babama yapıp, anneme yapmamak olur mu? Elbette olmaz. Bu sefer daha deneyimli olduğum için, herşeyin daha kolay olacağını düşünürken, o kadar çok engelle karşılaştım ki... Meğer annemden gizli iş çevirmek ne kadar zormuş? Doğrucunun önde gideni olduğumdan, gerekli zamanlarda bile pembe yalanlar söylemekte zorlandığımı farkettim. Annemden gizli onun çocukluk fotoğraflarını karıştırmak ve ayıklamak, dostları ve akrabaları ile irtibata geçip onlarla annemden gizli buluşmak, videolarını çekmek, herkesi bu projenin gizliliği konusundan milyon kez uyarmak, parti mekanını seçmek, gerekli ayarlamaları yapmak... Son dakikaya kadar bir aksilik çıkacağından o kadar eminim ki... ama düşündüğüm olmadı. Anneme ne oldu bilmiyorum ama ne iş çevirdiğimizi büyük yemek masasını görene kadar anlamadı.



İstinye'deki Urza'da yaptığımız parti o kadar keyifliydi ki... Aslında Avcılık ve Atıcılık Kulübü'nün bir parçası olan ve içinde yer alan restoranın ismi, Osmanlıca'da 'Hedef' anlamına gelen mekan, ahşap ağırlıklı dekorasyonu, şömine başındaki sıcak ortamı, lezzetli yemekleri ve orjinal lamba ve aplikleri ile çok hoş bir yer. Doğumgünü partimizin katılımcıları da mekana başka bir sıcaklık kattı. Videoların birleşmesi için bütün gece uğraşan Mehmet Amca da olmasa, ne yapardım bilmiyorum. Gerçi videoyu istediğim gibi televizyondan seyredemedik ama üstüste koyduğumuz masaların üstüne yerleştirdiğimiz laptop üzerinden, pasta kesildikten sonra yayın yapabildik. Ekran küçük olunca, 30 küsür kişi dipdibe her yere oturdu, zaten sıcak olan ortam iyice ısındı, hoş oldu. Gecenin sonunda, annemin içi gülen gözleri çektiğimiz bütün tatlı çileye değdi dedirtti. 'Mükemmeliyet' takıntım beni çıldırttı ama gecenin sonunda benim için 'sadece yeterince iyi' olanı kabullenmem korktuğum kadar korkunç olmadı. Beni tatmin etmeyen sonuçtan herkes gayet memnun gözüküyordu. Kendime daha sık, 'Rahatla Gözde, Git ve Şarap İç!' demeliyim...


...videodan

20 Aralık 2009 Pazar

Yeni Yıl Moduna Girmek

Bir süredir bizim Çorap'ı gezdirmesem, yılbaşının geldiğinden haberim olmayacak. Sabah, akşam sitede çıktığımız geziler olmasa, çevremizde oturanların evlerindeki ve bahçelerindeki çam ağaçlarını nasıl güzel ve özenle süslediklerinden bir haber olucam. Uzun süredir caddeye (bu Bağdat Caddesi de olabilir, yeni mekanım İstiklal Caddesi de;) çıkıp alıcı gözüyle bakmadığımdan, yılbaşı moduna giremedim sonuç olarak. Annemin yılbaşı ile ilgili olarak bir kaç mum ve kardan adamlı, noel babalı tabaklar gibi tek tük girişimleri oldu ama bu durum pek ileri gitmedi. Hiç bir şeye vaktimizin olmadığı gibi ufaktan bir çam ağacı kurmaya da ne vaktimiz ne mecalimiz olmadı. Halbuki ben ne çok severim ıvır zıvırları, süslemeleri, özellikle de yeni yılın kutlanış şeklini. Yeni yıl bir milat olmasının dışında, onunla ilgili en çok heyecan veren yegane şey, hazırlıkları, süslemeleri.



Biz evde bu konudan baya geri kalıyoruz ama bir yer var ki, yeni yıl moduna anında girmemi sağlıyor. İnsanı kapıdan girmesiyle tepeden tırnağa yeni yıl coşkusu sarıyor. Korkunç yengemin her sene özenle kurduğu çam ağacına hayran kalmamak mümkün değil, her birinin ayrı ayrı hikayeleri olan ağaç süsleri tek tek paketlendikleri kağıtlardan çıkartılıyor ve renk uyumu gözeterek ağaca yerleştiriliyor. Ağacın altında sıcak içecekler yudumlanırken de, o süslerin hikayeleri, kimlerden geldikleri, hangi yıldan beri bu ağaçta oldukları konuşuluyor. 'First Christmas Together' süsü '82 yılına dayanıyor mesela, diğerleri de onun peşi sıra geliyor. Çocukların ilk süslerinden, yengemin okulundaki öğrencilerinden gelenlere, annesinin ahşaptan elle yaptığı özel parçalara, hatta uzaktaki kardeşlerin resimlerinin ve ses kayıtlarının üstünde bulunduğu renkli toplara kadar hepsi birbirinden güzel ve eşsiz.



Ağacın altında oturmak dışında yapılacak hatta kaçılamayacak şey bu eve gelipte mutfakta çalışmak. Karınlar acıkmasın diye yemeklerin detaylarına girmek istemiyorum ama bir kaç saat içinde aynı mutfaktan çıkan lazanya, chocolate chip cookies, cup cakes, chesscake ve diğerlerinden nasıl bahsetmeden durabilirim bilmiyorum.


Bir kurabiye nasıl hem bu kadar kıtır olup,
hem de ağızda dağılacak kadar yumuşak olur?



Yarısı sebzeli, yarısı klasik bolonez soslu lazanya,
yeme de yanında yat cinsinden.




Cup Cakeler esas fırından çıktıktan sonra emek istiyor, süt ve unla hazırlanan kreması muffinlerin üstüne sürülüyor (kremanın ne kadarının mideye indirildiği kayda geçmiyor..), herkes istediği şekil şekerlemelerle kremanın üstünü kaplıyor. Kekleri mini muffin ağacına yerleştirmek, işi sonlardırmak için olmazsa olmaz.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Sombrero-sal



Nihan'ın doğumgünü vesilesi ile Ranchero'daydık bu sene, aynı geçen sene de burada olduğumuz gibi. Nihan'ın favorisi olan meksika şapkası burada olunca, bize de burada toplanmak yakıştı yine. Yalnız geçen seneden farklı olarak, Sangria içmek yaradı hepimize. Kahkahalar atıldı ve meşhur sombrero önce ikilendi, sonra masada dolaştı da dolaştı. Yanaklar baya bi kızardı, hatta bazıları iki kelimeyi bir araya getirip yazı yazmakta zorlandı.


29 Ekim 2009 Perşembe

Bayrak



Taksim meydanındaki bayrağın ne kadar büyük olduğunu günlerden 29 Ekim olana kadar farketmemişim. Meydanın genel olarak soğuk olmasına, şiddetli rüzgarda eklenince her daim soğuk olan ellerim ve ayaklarım yine beni şaşırtmazken, hızla esen rüzgarda hafifçe sallanan, dalgalanan ve zevkle şekilden şekile giren bayrak beni şaşırttı. Durdum ve bi süre onu izledim. Etrafıma bakınca, yalnız olmadığımı farkettim. Bi de araştırınca 96 metrekare olduğunu öğrendim!

4 Ekim 2009 Pazar

Selin'i Evlendirdik!

Aslında biz sabah 7'de yola çıkacaktık. Ne de olsa Çanakkale yolcusuyuz, Selin'i Çanakkaleli bir delikanlıya veriyoruz. Aynı anda bir taşla iki kuş vurmakta istiyoruz, hem Selin'i evlendiricez, hem de çevremizi gezip görücez. Tuba ile yaptığım sayısız telefon görüşmesi sonucunda Çanakkale'nin 6 saatlik değil de, 4 saatlik bir yolu olduğuna karar verince, İstanbul'dan çıkışımızı biraz erteledik ve 9.30 gibi Anadolu Hisarı'ndan hareket ettik. Yok kahvaltı ettik, yok Tekirdağ'da köfte molası verdik derken, ne kadar hızlı gidersek gidelim yol yine 6 saat sürdü. Çanakkale'ye girmemiz ile düğün hazırlıklarına katılmamız bir oldu. Eşyalarımızı kalacağımız yere bıraktıktan sonra, Selin'in kuaförüne uğradık. Bir de ne görelim, saatlerdir kuaförde olmasına rağmen Selin hala hazır değil çünkü kuaför acayip kalabalık, Çanakkale'deki diğer bütün kuaförler gibi... Sahil boyunca şöyle bir yürüyünce ve önünden geçtiğimiz her kuaförde en az iki gelin olduğunu görünce ,Çanakkale'nin ne kadar küçük bir yer olduğunu farkettim.





Kendi çabalarımızla bulduğumuz kuaförle bol miktarda cebelleştikten sonra (özellikle de ben), hazırlandık ve Kolin Otel'e giriş yaptık. Selin ile Tanır'ı önce odalarında ziyaret ettik, arkasından nikahı izledik. Senem'in de şahitliğinde, çiftimizi evlendirdik. Bol yemekli, içmekli, bol müzikli, elbette ki damat halaylı, dolayısıyla yorucu ama bir o kadarda keyifli bir geceydi. Umarım birliktelikleri de hep keyif dolu olur.

28 Eylül 2009 Pazartesi

İyi ki doğduk, hepimiz!



Sabancılı kızlar olarak sonunda buluştuk. Dile kolay, aylar geçmiş aradan görüşmeyeli. Neler neler olmuş ama bizim birbirimizden haberimiz yok. Daha bir kaç ay önce, en azından doğum günleri vesile olur görüşmemize diyordum, o da yalan oldu ... Neyse ki insan gerçekten yakın hissettikleri ile uzun süre görüşmeyince değişen bir şey olmuyor. Karşılaşınca, sanki araya o kadar zaman girmemiş gibi davranıyor. Mesela aylar geçse de aradan, Nhn bizleri ısrarla kendi evine davet ediyor, doğumgünlerinin üstünden ne kadar geçmiş olursa olsun, Mrl herkese pastalar, mumlar ayarlıyor. Ve her seferinde, iyi ki varsınız kızlar dedirtiyorlar.

27 Eylül 2009 Pazar

Kına Yakmak



'Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler ...'

Bu türküyü ve ne anlama geldiğini bilmeyenin olmadığını sanıyorum. Ama evvelsi gün televizyonda, ENBEğeniler programında izleyene kadar bu türkünün hikayesini şahsen ben bilmiyordum. Malkara köylerinden alındığı belirtilen türkünün hikayesi şöyle imiş...

'Çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğüne gelen Ali isimli bir genç görür ve çok beğenir. Köyüne döndüğünde hemen dünürcü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler ve hemen düğünleri olur. Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece mesafededir. Zeynep, anne baba ve kardeşini tam 7 yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır, köyün büyük tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemeni gidermeye çalışır. Kocası Zeynep'in özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından Zeynep'i itip kakmaya başlar. Sonunda sevgisizlik ve aile özlemi Zeynep'i yataklara düşürür. Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için köyden gelip geçenler anasının babasının çağrılmasını ister. Başka çaresi kalmadığını anlayan kocası da kaynanası ve kayın babasına haber vermeye gider. Altı gün altı akşam süren bir yolculuk sonrası köye ulaşan anne-baba Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde olan Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır; Anne babası da türküye söylemeye başlarlar. Çevrelerindeki bütün köy kadınları duygulanıp ağlarlar. Annesi fenalık geçirir. Bayılan Zeynep hasretini giderir ama çok geç kalınmıştır. Bir daha iyileşemez...'


Son zamanlarda 3 tane kınaya gittim ama bir türlü bu ritüeli sevemedim. Neymiş efendim, kız kınasında söylenen türkülerde amaç gelini ağlatmakmış. Gelin kına gecesinde ne kadar çok ağlarsa evlilik hayatının o kadar mutlu geçeceğine inanılırmış. Gelinin ağlamaması ise; “Gittiğine seviniyor” şeklinde yorumlandığından hoş karşılanmazmış. Mutlu gidiyor diye mutlu olacağımıza, bunu hoş karşılamamak baya saçma. Türküyü, ağlamayı falan bir kenara koyduğumuz zaman, mumlar, bindallılar ve elbette Senem ile vazgeçilmezimiz damat halayı şahane.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Happy Hippy Day!



Ne gündü ama! Telefon üstüne telefon gelmesi de, uzakta olmama rağmen kapıma gizemli kutular yağması da günümü şenlendirdi. İlk defa kendi pastamı kendim yaptım. Uzun zamandır yapmadığım ama bir zamanlar spesialim olan Tiramisu'mun tarifini unutunca, kendimi tarifi verdiğim kişileri arayıp, 'Yanlış hatırlamıyorsan size bir Tiramisu tarifi vermiştim, şimdi onu geri alabilir miyim?' derken buldum. Tek tek arayanlara, mesaj atanlara, hiç telafuz etmememe rağmen içten içe istediğim şeyleri hissedip bana alanlara, özenle hazırlanmış doğumgünü kitine! teşekkürü bir borç bilirim. Bu arada, 3 kere mumlarımı üflemiş ve 3 ayrı dilek tutmuş olabilirim.

9 Ağustos 2009 Pazar

Merve'mizi Evlendirdik!



Merve'nin bekarlığa veda yemeğinden sonra, sıra geldi çok hoş geçen düğününe. Boğazın kıyısındaki Ortaköy Camii ve rengarenk noktalarla ışıklandırılmış köprü manzarası eşliğinde, Feriye'de Merve ile Kahraman'ı evlendirdik.

6 sene önce CIP'nin Kendini Keşfet Projesi kapsamında gönüllü olarak hep beraber Diyarbakır'a gittiğimizde Merve ile Kahraman daha tanışmıyorlardı. İki haftalık gönüllü eğitim programımızın arasında çevreyi gezip görmeye zaman ayırdığımız bir ara, güneşin doğuşunu seyretmek için Nemrut'a tırmanırken tanıştıklarında da aynı minibüsün içinde hep beraberdik. Tanıştıkları andan itibaren birbiriyle hep bu kadar iyi anlaşan ve birbirine bu kadar yakışan bir çift oldularını, aralarına mesafe girse de sanki yokmuş gibi davranabildiklerini hepimiz yakından gördük.



Üç senedir beraber yurtdışında olmalarına ve Amerika'dan sadece bir kaç haftalığına gelmelerine rağmen her detayı ile bizzat ilgilendikleri süper bir düğün hazırlamışlar. Mekanın lokasyonu, beklenenin aksine lokum gibi bir hava durumu, zevkli müzik seçimleri, leziz yemekleri ve hepsinden anlamlı nikah şekerleri seçimi ile Merve ile Kahraman'ın düğünü o kadar keyifliydi ki... Anlatılmaz, yaşanır yani. Fotoğrafların gösterimi sırasında Damla ile dolan gözlerimiz hariç bütün gece çok eğlenceliydi. Ama içimde burukluk yaratan bir şey yok değil tabi... O da düğünden sonra tekrar Amerika'ya dönecek olmaları sanırım.


6 Ağustos 2009 Perşembe

İyi ki doğdun, Damla!



6 Ağustos akşamı Kiki Çay Evi'ndeydik. Damla'nın doğumgünü sebebiyle düzenlediği partinin yeri, bu günden itibaren Damla ile takılmaya karar verdiğimiz, belki bazısı için eski ama bizim için yepyeni bir mekan. Kiki, Alman Hastanesi'nin karşısında, rahat ve renkli koltukları, bol miktarda ve rengarenk çaydanlıkları, capcanlı renklerde seramiklerle kaplı barıyla anlaşıldığı üzere çok renkli ve eğlenceli bir yer! E mekan güzel, arkadaşlarla toplanmak güzel, toplanma amacımızda güzel olunca, çok güzel bir gece oldu. Gerçi doğumgünleri birbirimizi görmek için birer amaçtan çok, araç olacak gibi gözüküyor. Ne de olsa maksat aynı şehirde yaşamalarına rağmen bir türlü bir araya gelemeyen bizleri bir araya getirmek. Bütün bu çabalara rağmen hala bu organizasyona gelmeyen ya da gelemeyenlere lafım yok çünkü artık teklif var, ısrar yok... Aynı mojito(lar) var olup, doğumgünü pastasının yok olduğu gibi!

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Bekarlığa Veda

Her gün, her saat, her dakika çift olabilenler hayatlarını birleştirmeye karar veriyor bir yerlerde. Bazısı alelacele karar veriyor, bazısı geç bile kalmış oluyor… Gönlünü çoktan kaptırmış olanlar, beraberliği çoktan aklına da koymuş olduğundan dünya evine girerek önce ailelerini, sonra cümle alemi yani herkesi ikilinin aralarındaki çekimden haberdar ediyor. Kutlamalar iyi güzel tabi ama nişanla, nikahla, düğünle bitmiyor atraksiyon. Bütün bu organizasyonların hazırlıkları sırasında gelinin de damadın da kendi arkadaşları ile kutlaması (esasında dağıtması) beklenen birer ‘Bekarlığa Veda’ partisi de bulunuyor. Bizde daha çok ‘Kına Gecesi’ olarak cereyan eden olay, filmlerde gördüğümüz çılgın partilerden esinlenmemizle yabancılaşıyor sanırım. Amerika, İngiltere, İrlanda, Avustralya’da birbirinden farklı isimlerde (bachelor/ bachelorette party, stag/hen party) ve birbirinden farklı içerikte partiler düzenleniyormuş mesela. Bekarlığa veda denince, içkilerle, striptizcilerle yapılanı da mevcut, yemekli bir arkadaş toplantısı gibi olanı da.



Geçtiğimiz hafta, Merve’mizin uzunca bir süredir Amerika’da ikamet etmesi dolayısıyla yüzünü görebilen cennetlik olduğundan, bir parti düzenledi Damla’sı ile Esin’i. Merve’nin 3 senedir yurtdışında olmasına rağmen zerre değişmeyen haline, mütevazi ve sakin görüntüsüne uygun bir organizasyon yapıldı ve 360’e yemeğe gidildi. Partimizin en çılgın yanı Sıla’nın İngiltere’den getirtiği renkli aksesuarlar, ‘Hen Night in Progress’ pinleri, ışıklı duvağı ve özellikle Damla’nın rağabet gösterdiği peri kanatlarıydı ama restoranın muhteşem manzarası, uzun zamandır görülmeyen dostlarla dalınan muhabbetin keyfi ile herkesin neşesi yerindeydi, keyif kaçırıcı azlıktaki makarnalarına rağmen herşey çok güzeldi.


İyi ki doğdun, Merve!



Belki doğumgününde onu görememiş olabilirim, belki listede 11.sırada kalmış olabilirim ama hep aklımdaydı o. Mum üflerken ya da pasta yerken de fotoğrafımız yok bu seferlik ama Bodrum'da çekilmiş, fotoğrafın alası var elimde.