okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2011 Salı



Bir türlü konsantre olamıyorum bu aralar. Havalardaki ani değişiklik ilk günden beni hasta etmeyi becerdi. Ne kadar inkar etsem de, beni iki gün evde dinlenmeye mecbur etti. Üşütünce evde oturmaya alışık olmayan bir insan olarak, sıkıntıdan patlayacağımı düşünürken, internet ve telefon kesintisi yarama tuz bastı. Neyse ki Alain beni yalnız bırakmadı... Theraflu da eşlik edince bize, kendime geldim; burnum sonunda duruldu, sesim düzeldi, durduramadığım hapşırıklarım kesildi. Bugün kendimi daha iyi hissediyorum ama yine de konsantre olamıyorum. Yapılması gerekenleri neden sonsuz zamanım varmış gibi erteliyorum, bilmiyorum. Ve kitabı okudukça kendimi bir şekilde Chloe'ye yakın hissediyorum.

29 Eylül 2011 Perşembe

Yolculuk

Her şeyi unutuyoruz; okuduğumuz kitapları, Japonya tapınaklarını, Luxor lahitlerini, havayolu kuyruklarını, kendi aptallıklarımızı. Bu yüzden mutluluğun başka yerlerde olduğuna inanmaya başlıyoruz: bir limana bakan otel odalarında, Sicilyalı şehit St. Agatha'nın cesedi üstüne kurulmuş tepedeki bir kilisede, ücretsiz açık büfe servisi olan palmiye ağaçlarından yapılmış bir bungalovda. Yeniden eşyalarımızı toplama, umut etme ve bağırıp çağırma arzusu ediniyoruz. Bu yüzden havaalanına yeniden gidip önemli dersleri en baştan öğrenmemiz gerekiyor.

- Alain de Botton Havaalanında Bir Hafta

10 Ocak 2010 Pazar

Tek ve Tek Başına



Okuduğum bir kitaba ya da izlediğim bir filme, tiyatroya uzun zamandır kendimi bu kadar kaptırmamıştım. Ayşe Kulin'in son kitabı Türkan'da kendimden acayip çok şey buldum. Hatta sık sık bunu bende yazmış olabilirdim diye düşündüm. Bir çırpıda okudum, hem Saylan'ı, hem de bildiğimi zannettiğim kendimi daha yakından tanımak adına bana yaradı.

'...Allah bana hislerimi ifade kudreti vermemiş. Ben daha çok hissedemediklerimi ifade edegelmiş bir biçareyim. Üç safha var ortada. 1)Hissetmek istedim. 2)Hissettiğimi sandım. 3)Hissetmediğimi anladım.' s.47

'...Ne yazık ki bütün acı ve heyecanlar kavuşmanın ardından biter, bıkkınlık o anda başlar; bu hep böyle ama biz daima istisnai vaziyetlere inanır, bekleriz, böylece kendimizi aldatırız.' s.57

'Yorgunlukları, sorumlulukları biz seçmişsek, onlara katlanmamız da o denli kolay olacaktır. Mutluluk, kanımca vıcık vıcık bir muhabbet değil, hangi bağlamda olursa olsun, yaratmaktır.' s.246

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kitap Kapakları

Tasarımla uğraşmaya başladığımdan beri, basılı ürün tasarımlarını dijital tasarıma tercih etmişimdir. Poster, broşür, dergi farketmez, hem tasarlaması hem de başkaları tarafından tasarlananlara bakması hep çok zevkli olmuştur benim için. Hele hele kitap kapakları bütün bu basılı malzemelerin içinde bakmayı en sevdiklerim. Daha tasarlaması hiç kısmet olmadı belki ama şimdilik başkalarının yaptıklarına bakmakla yetiniyorum ve bundan büyük keyif alıyorum.

Kitap fuarına giderken hiç aklımda olmamasına rağmen, kapısından girmemizle 'tasarlanmış' binlerce kapak karşıladı sanki bizi. Yani hiç aklımda olmamasına rağmen, kitap kapaklarından oluşan bir tasarım cennetine düştüm. Bir kitapçıya girip saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığım zamanlardaki gibi zaman su gibi akıp gitti kapaklar arasında. Hangi kapakları, pardon kitapları almalıyım diye düşünürken, kimi kapaklar mıknatıs gibi çekti beni kendine. Eve gelip aldıklarıma ve kütüphanemde olanlara bakınca da, ortak bi nokta farkettim çoğunda. Farklı yayınlardan da olsa, Utku Lomlu tarafından tasarlanmış çoğu.


by Utku Lomlu

İnternette araştırıp yaptığı diğer işlere de bakınca, kitapçılarda ve fuarda ilgimi çeken bir çok kitabın aynı kişi tarafından tasarlandığını farkettim. Bu kapakların, kitapların satışını arttırmakta büyük rol oynadığına eminim.

1 Kasım 2009 Pazar

velosipet ile bir hafta sonu


The Flying Scotsman

2006 yapımı İngiliz filmi Uçan İngiliz, İskoçyalı bisikletçi Graeme Obree'nin hayatını konu alıyor. Büyük bir heyecanla dünya bisiklet şampiyonasına hazırlanan Graeme, çocukluğunda yaşadığı olayların etkisinden kurtulamıyor ama onu çekemeyenlerin takmaya çalıştığı çelmelere rağmen, başarıya giden yoldan çıkmıyor, yavaşlasa da, sendelese de yine eski temposunu tutturuyor. Umudunu kaybettiği anlarda, yine ve yeniden başlamak nasıl olurmuş ve istedikten sonra başarmamak için bir sebep yokmuş dedirtiyor. Yeni mottomuz budur...

Film sonrası gaza geldikten sonra, belki baya alakasız ama kitap fuarına gitmeye niyetlendik. Lise belki ortaokul yıllarından beri istememe rağmen gitmediğimi farkettiğim fuar, ne kadar uzak olsa da, bardaktan boşanırcasına yağmur yağsa da ulaşılmaz gelmedi. Madem aklımızdan geçti, madem bir anlık bile olsa niyet ettik, gidelim dedik.

Saatlerce fuar alanını gezmek hayalimde canlandırdığım farklı gerçekleşti. Kitaplarla dolu rafların arasında dolaşmaya, kitap kapaklarına bakmaya, gözüme kestirdiklerimin arkalarındaki yazıları ya da seçtiğim rastgele sayfaları okumaya bayıldığım kitapların arasında aldığım keyif, alana akın etmiş insan kalabalığı ile eziyete dönüştü. Sanki pazar tezgahındaki kıyafet yığını içinde cebelleşiyorum... Sonuç, elimizden geldiğince dolaşmak ve çoğunlukla aklımızda olmayan kitapları satın almak oldu. İşte onlardan biri ama oldukça keyiflisi, Velosipet ile Bir Cevelan.



1900'e doğru İbnülcemal Ahmet Tevfik tarafından yazılan kitap aslında bir seyahatname, hemde edebiyatımızdaki ilk bisiklet seyahatnamesi imiş. Kitapta 1890 yıllarının sonunda İstanbullu bir bisiklet meraklısı gencin Bursa ve çevresine yaptığı ilginç gezi anlatılıyor. Bugünlerde bütün imkanlardan rahatça yararlanarak (ulaşım- yemek- dinlenmek vs.) seyahat edenler ve hatta gezip gördüklerini, yiyip içtiklerini bloguna yazıp herkesle paylaşan bizler için pek sıradışı bir eylem değil bu ama hem ilk bisiklet macerası olması açısından, hem de gezi sırasında görülen mekanları, insanları, hayvanları, doğal kaynakları ve genel olarak imkanları betimlemesi açısından enteresan ve bilgilendirici. Yaklaşık yüz sene önce, Bursa- Yenişehir- İnegöl arasındaki şehir merkezlerinde ve köylerde insanlar tarafından karşılanışları, bisikletin nasıl gittiğini izlemek için binbir rica minnet ile yazardan bir tur atmasını isteyişleri, gittikleri yerlerde istedikleri soğuk suyu ya da her hangi bi yemeği bulmanın mümkün olmadığı bir dönem bahsedilen. İmkansızlıklara rağmen, bu da bir başarı öyküsü.



...ki zekanın yarattığı güzelliktir
Çevik, uyumlu ve kaprissizdir.
Hızlılıkta saba rüzgarını kıskandırır,
Herkesin bildiği kural,
Eğer benzeri olsaydı,
Ona sürat katarı denirdi.
Ama onda yine büyük fark var,
Onda çok 'siklet' var...
İbnülcemal Ahmet Tevfik
Velosipet ile Bir Cevelan s.102

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Araf



Her an kafamda kaşığımla dolaşmaya, muz içindeki harfi aramaya başlayabilrim. Herkesin Elif Şafak'ın Aşk romanından bahsettiği şu günlerde, ben Araf'ı okumaya karar verdim ve çok etkilendim. Romanda, en çok yalnızlık ve yabancılaşma üzerinde durulmuş. Yurtdışında yaşamaya niyetlenmiş ve başarmış bir çok kişinin hissetmesi çok muhtemel duygular telafuz edilmiş. Cins, ırk, kültür farkını bir kenara bırakıp, evinden uzakta ya da yakında demeden ruh halinin nasıl bozulabileceğini anlatmış yazar...

'... Çocukken annesiyle birlikte oynadıkları bir oyundu bu. Eskiden cennette Tanrı kendine bir alfabe çorbası pişirmiş ve bunu devasa bir kaseye koyup mutfak penceresinin yanında soğumaya bırakmıştı. Ama sonra kuvvetli, küstah bir rüzgar ya da hınzır, yoldan çıkmış bir melek ya da belki bizzat şeytan, kazara ya da kasten kaseyi yere, yani gökyüzüne düşürmüş ve çorbanın içindeki bütün harfler kainata saçılmıştı, bir daha asla koplanmamak üzere. Harfler her yerdeydi, fark edilip bulunmayı bekliyorlardı. Cennet Kasesi'nde kalsalar oluşturabilecekleri kelimelere yerleştirilmek, eski manalarına kavuşabilmek istiyorlardı...'

Elif Şafak
Araf, S.41

5 Nisan 2009 Pazar

Masumiyet Müzesi



Orhan Pamuk'un son kitabi Masumiyet Müzesi soylendigi kadar varmis. Inanilmaz akici baslayip sonra tikansamda, hatta uzun bir araya ihtiyac duysam da, meraktan sonunu nasil getirecegimi bilemedim. Cok iddiali ve basarili bir ask romani olan kitap; cok zevkli, akici ama bir o kadar takici... Galiba ne kadar sinir olsamda, o takikligi sevdim ben. Pamuk'un upuzun cumleleri, detayin detayindan uzun uzun bahsedisi anlatilmak isteneni cok guzel desteklemis. Son sayfaya gelip butun olaya, yazarin dusuncesine vakif olabildigimiz an ise bambaska! Muzeleri seviyoruz, destekliyoruz. Elimizde biletli kitabimiz, kendisinin acilmasini bekliyoruz.