27 Şubat 2009 Cuma

Balikev



Amerika donusu degisik bir yere yemege gidelim dedik, oncesinde bizim icin cok klasik bir yere gitmistik ya... Gerci annemler bol bol geliyorlarmis, dolayisiyla sadece bana degisiklik oldu. Bir balikcidan bekleyeceginizden cok farkli bir atmosferde (eee istinye park'in icindeki istinye pazarindan da bu beklenirdi) lezzetli bir bir balik yedik. Balik corbasi ile baslayan seruvenimiz, rokali mokali bir mevsim salatasi ve ana balik yemegi ile devam etti. Masada cogunluk, cop siste izgara hamsi tercih ederken, ben hayatimda ilk defa duydugum doner somonunun tadina baktim. Baya yadirgandim ama napiyim, somonu cok seviyorum, hamsiye de bir turlu alisamiyorum. Ayrica Fishkender'i de cok merak etmeme ragmen, denemeye cesaret edemedim. Gerci bu baliklar disinda da bir suru cesit baska balik vardi. Bu aydinlik ve ferah mekanda hem balik almaya gelenleri, hem de restoran misafirlerini ortada cok temiz ve itinali bir sunum, denizci kiyafetleri icinde de canla basla calisan garsonlar bekliyor. Hos bir yer ama balikciya hic benzemiyor. Yine de ben begendim, balik yeme istegimi kabartiyor.

21 Şubat 2009 Cumartesi

Central Park



Central Park, Manhattan'in gobeginde yilda yaklasik 25 milyon turist alan oldukca buyuk bir park. Adanin orta yerinde cetvelle cizilmiscesine dikdortgen bir yesillik, sanki Manhattan'in nefes almasini sagliyor. Gokdelenlerin arasinda bogulmaya basladigini hissedenlere bir kacis sunuyor. 59. Caddeden 110. Caddeye uzanan parkta yok yok. Yuruyus yollari, buz pateni pistleri, hayvanat bahcesi, ormanlik alanlari, tiyatrosu, amfitiyatrosu, kalesi, golleri ve sayisiz kopruleri, yabani hayvanlari, ordekleri, sincaplari, atlikarincasi... Parkin icindeki, haftasonlari ve aksamlari araba trafigine kapali 10 km'lik parkur; kosucular, bisikletciler, patenciler icin tam bir cennet.

Gecen sene NY'e gittigimizde kotu hava kosullarindan dolayi parka girememis, baya uzulmustum. Bu sefer kafaya koydum ve park gezintisini listemin basina yazdim. Gerci hava kapali diye, gunlerce bu plani erteledim ama cumartesi gunu hava oyle guzel acti ki... Gorkem ile hemen 59. Caddenin yolunu tuttuk. Faytonlar ve etraflarina yaydiklari malum koku, Statue of Liberty kiligina girmis oldukca basarisiz (prada gozlukleri vardi hepsinin?) cansiz mankenleri ile iyi bir giris yapmadik parka ama yarisi donmus golu ve ustundeki guzeller guzeli ordekleri gorunce hemen kanim kaynadi. Koskocaman buz pateni pistine dusen isik, agaclarin altinda muzik yapanlar, sehrin karmasasindan kacip cimlerde uzanmaya ve guneslenmeye gelenler, Milano'da ara sira gittigim, yurudugum, bisiklete bindigim, kitap okudugum ve huzur buldugum Giardini Publici'yi hatirlatti bana. Istanbul iyi guzel ama toplu tasimada oldugu gibi, verimli yesil alanlar konusunda da baya! yetersiz. Ufacik parklar kurmak, ciceklerle cimlerin ustune resim yapmak, aralara da rengarenk spor aletleri koymakla olmuyor bu is. Istanbul'a yetmiyor. Istanbul'un da, sakinlerinin de nefes almaya ihtiyaci var, New York'lular gibi...


fotograf: www.archinect.com

19 Şubat 2009 Perşembe

Madame Tussauds


Madame'in ta kendisi.
fotograf: Gorkem;)

Fransa dogumlu Marie Tussaud, annesinin yaninda kâhya olarak calistigi doktordan wax ile modelleme yapmayi ogrenmis. 1777 yilinda ilk Voltaire'in heykelini yapmis, sonra da devami gelmis. Doktorun olumunden sonra, evlenmis ve kendi heykel koleksiyonuna doktorunkileri de ekleyerek 33 sene Avrupa'yi gezmis, en son Londra'ya gitmis. Yaptigi bir kac sergiden sonra, 1836 yilinda ilk kalici evi olacak bu sehire yerlesmis.

Madame Tussaud'nun muzeleri bugun dunyanin bir cok yerinde; Amsterdam, Berlin, Hong Kong, Las Vegas, Londra, New York, Shanghai gibi. Benim bu muze ile tanismam da, bir gec sene once Amsterdam'da gerceklesti. Damla'yi ziyarete Hollanda'ya gittigimizde, bu muzenin tadini cikarma firsati bulmustuk. New York'ta da, Times Square'in dibinde oldugunu gorunce, Gorkem'in hosuna gidebilir diye dusundum. Hem de tahmin ettigim gibi, muzenin oldugu ulkeye ozgu kisilerin ve elbette son donemde gundeme oturmus (mesela Obama!) yeni unlulerin mevcut oldugunu dusunerek yola koyulduk. Politik liderlerden, hollywood yildizlarina, televizyon yildizlarindan dunya liderlerine, spor yildizlarindan pop starlarina farkli bir cok bransta ama hepsi birbirinden unlu kisinin wax heykelleri karsiladi bizi. Buraya sadece daha onceden gormemis oldugum ve wax heykellerini basarili buldugum bir kac simanin (Andy Warhol, Woody Allen ve Obama gibi) fotograflarini koymayi uygun buluyorum. Yeter saniyorum.



18 Şubat 2009 Çarşamba

Mc



Guyya baska caremiz yoktu. Tek cikis yolumuz oydu. Isin asli, bizim uyarilarin hic birine kulak asmamamiz ve yine bildigimizi okumamiz. Gorkem New York seyahatimizin ikinci gunu hasta olup, evden cikamaz hale gelince ve zaten kisacik olan tatilini ufak ufak heba edince, gonlum daha fazla buna el vermedi. Ertesi gun Gorkem'i lahana gibi giydirip, sokaga cikardim. Insani iligine kadar donduran soguk havadan baska derdimiz yok iken, birden kar yagmaya baslamasin mi? Bir bu eksikti dedik ve yemek yiyecek bir yer aramaya basladik. Sanki Times Square'de degiliz... yiyecek hic bir sey bulamadik ve kendimizi denize dusenin yilana sarilacagi gibi McDonalds'a attik. Kendisini yakinen taniyoruz ya...



Broadway'da olmanin verdigi sasali giris disinda, tam bir felaketti. Once restoran cok buyuk geldi, sonra da buyuklugune nazaran cok kalabalik. Duvarda 'occupancy by more than 569 persons is dangerous and unlawful' yazisini gorunce icerinin sinirlarini zorladigini dusundum. Zar zor siparis verip, tepside degil pakette yemekleri aldiktan sonra,Gorkem'in bir yer bulmasina oldukca sasirdim. Icerisi insanin icine daral getirecek gibi olsa da, en azindan kardan kactik ve yiyecek bir seyler bulduk diye sevinecekken, southern style chicken ile baya bi hayal kirikligina ugradim. Ekmegi kaldirinca manzaradan o kadar memnun olmadim ki, fotografini cekme ihtiyaci hissettim. Ama daha sonra bu sandvici google'da aratinca, bir suru insanin ayni fotografi cekip nete koydugunu farkettim. Dolayisiyla hareketimin maruz gorulecegini umuyorum. Benim tavugumun tadi fena, Gorkem'in cheese burgeri benimkinden fena olunca iyice sogudum gencturcell'i ile bir alana bir bedava diye bizi kandiran McDonalds'a. Bir daha kesinlikle Mc'e gelmem nidalariyla terkettim restorani. Bakalim bu kararliligim ne kadar surecek.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Chocolixir



Godiva mukemmel cikolatalarin yani sira icecekte yaparmis. Turist olarak gittigi sehirde insani oranin yerlisi gezdirince gezilen yerler, yenen yemekler farkli olur, seyahat daha verimli gecer ya, New York seyahatimizde de kuzenimiz bizi gezdirince, turist kaynayan sokaklardan uzaklastik. Buralarda ne isimiz var ki diye dusunurken, kendimizi vitrinin arkasinda yarisina kadar cikolataya batirilmis cileklerin dizili oldugu butik bir Godiva dukkaninda bulduk. Iceri girdik ve ne istedigimizi gayet iyi bilen Serdar hepimize birer 'chocolixir' soyledi. Chocolixir, bitter cikolatadan yapilan sicak cikolata. Adi gibi, Chocolixir sanki bir iksir. Ne kadar icersen ic, insanin icini baymayan kararinda tatli bir lezzet. Keske bizde de Godiva'nin dukkanlari olsa dedirtti.

Ripley's



Robert Ripley tarafindan 1918'de kurulan Ripley's Believe It or Not!, yillar boyunca buyuyen ve gelisen bir eglence markasi. Bu markanin amaci ilk gunden beri, gercekliklerini sonuna kadar sorusturup kanitlanan acayip olaylari, sira disi kisi ve nesneleri arastirmak, bir araya toplamak ve supheli ama merakli gozlerle bakan insanlarin seyrine sunmak. Ve elbette kafalarda olusacak soru isaretlerine sebebiyet vermek. Her bir parcada kisilere, "acaba?", "yok artik!", "daha neler..." dedirtmek ve eglendirmek.

Ufak ufak duyurular ile ise baslayan ve insanlara "If you see it on Ripley's, you can bet that it's real!" dedirten Ripley, giderek populerlesince degisik formatlarda insanlarin karsisina cikmis yillar once, radyo ve televizyon sovlari, muze zinciri ve yayinlari ile baya unlu olmus. Meshur oldukca insanlarin meraki ve katilimi artmis, kendi ilgincliklerini paylasmak ve bu kurumsal muzenin parcasi olmak istemisler. E muze giderek buyumus, her gecen gun de giderek buyumeye devam ediyor.

40 yil dusunsem, Ripley's'e gitmek aklimin ucundan gecmezdi ama Serdar ve Gorkem bi bakalim diyince, bende kendimi icerde buldum. Cokta etkileyici bulmadigim bu muzenin tadini cikarmak icin elimden geleni yaptim. Kabul ediyorum bol bol "acaba?", "yok artik!", "daha neler..." dedim, belki de coguna inanamadigim icin etkilenmedim. Iste gorduklerimizden ufak bir secki...



Icerde neler yoktu ki... 70.000 puldan yapilmis bir tablodan (oldukca etkileyiciydi), catalini, kamyonun anahtarini yutmus insanlarin, ustuste iki tane ampul yutmus yilanin x-raylerine, uc bacakli bir adamin ya da iki eliyle de ters, duz, bas asagi yazabilen bir kadinin fotograflarindan, 4 yaprakli yonca bulunca sevinenlere inat hayati boyunca 30,179 adet 4 yaprakli yonca (hatta bunlarin 8 tanesi 5 yaprakli, 65 tanesi 6 yaprakli, 6 tanesi 7 yaprakli, 2 tanesi 8 yaprakli, 1er tane de 9 ve 10 yaprakli yonca imis (ben Ripley's'in yalancisiyim)) bulan bir kadinin hikayesine gibi abidik gubidik bilgiler bulmak ve fotograflari gormek, kimisinin filmlerini izlemek mumkun. Belki 3 bacakli adami kendi gozumle gorsem, ya da yoncalar onume serilse etkilenirdim (olabilirdi halbuki bu, neden olmadi anlamadim.. cunku 1937 yilinda yoncalari toplamaya baslayan kadin, 37 yil sonra koleksiyonunu Ripley'e bagislamis...) ama resimler, vidyolar gormek beni pek sarmadi. Tamam enteransi, sasirtti ama o kadar iste.

15 Şubat 2009 Pazar

Yola Cikmak



15-22 Subat tarihlerinde Gorkem ile New York yolcusuyduk. Bilen bilir gecen sene ki Gorkem'in pasaport suresi vukuatindan sonra, annemin cabalamalari sonucu elimizde acik bir New York bileti vardi. Bende kendime bir bilet ayarladim ki, Gorkem'e eslik etme fikri uzun zamandir icinde bulundugum dengesiz ruh halimden cikmama da vesile olsun . Uzun zamandir gozumde buyuyen 10 saatlik New York yolculugunu o kadar buyutmusum ki (!), son dakikaya kadar bir turlu havaya giremedim. Canim hic bavul toplamak, seyahat plani yapmak ve yola cikmak istemedi. Insanlarin saskin bakislari arasinda "canim gitmek istemiyor.." seklinde gezdim, hatta cogu arkadasima durumdan soz etmedim...

Sonra yola ciktik; neredeyse tamamen dolu ucagimizda kemerlerimizi bagladik. Yol boyunca "chicken or pasta?", pizza, portakal suyu, domates suyu, kola, tuzlu fistik, pringles, m&m derken midemi hic ara vermeden calistirdim, hareket olsun diye koridorda yuruyenleri izledim (hayir ben neredeyse hic hareket etmedim ve bu durum bana hic koymadi, saniyorum butun gun bilgisayar basinda oturma konusunda ihtisas yaptigimdan olucak, 10 saat koymadi hic), film izledim, Ayse Kulin'in Veda'sini bitiridim ve uyudum. Bi de baktim ki, NY'a gelmisiz, sonu bir turlu gelmeye pasaport sirasina girmisiz. Neyseki oldukca neseli bir memura rasgeldik ve adamin sarkilari esliginda iceri girdik. Ondan sonrasi elinde 'Otman' yazili pembe kagitla karsilayan bir araba ve kuzenim Serdar'in evine hizli bir yolculuk. Sonrasi 58th Street 3rd Ave.da studyo bir dairede keyifli bir haftaya giris.