7 Haziran 2011 Salı

Doğal Boya Araştırma ve Geliştirme Laboratuvarı



Cumhuriyet Caddesi'ndeki Cumhuriyet Apartmanı ile Türk Kültür Vakfı sayesinde tanışma şerefine eriştim. Prof. Dr. Recep Karadağ'ın 'Dye Analysis and Reproduction of 16th century Ottoman brocades' konuşması için Taksim'deydim.

Bir sivil toplum girişimi olan Türk Kültür Vakfı, 2000 yılından beri Türk kültürünü ve Türkiye'nin sanatsal ve kültürel mirasını korumak, yaşatmak ve tanıtmak için çalışmaktaymış. Kültür taşıyıcısı olan eserleri ve kültür mirasının nesilden nesile aktarılarak yaşatılması adına 'Doğal Boya Araştırma Geliştirme Laboratuarı' (DATU) kurulmuş. Osmanlı eserlerinin tıpkı üretimlerini yapabilmek, sanat eserlerinin restorasyon ve konservasyonu için analiz ve teknik destek vermek gibi amaçları varmış...

Tahribatsız analiz yöntemleri ile kaynak boyarmaddeyi tespit edip (ki bunlar bitki ya da böcek kökenli olabiliyormuş), onları temin ederek ve doğru ipliğe uyguladıktan sonra dokuyarak orjinallerine yakın ürünler elde edilmesini sağlanıyormuş. Topkapı Sarayı, Sadberk Hanım Müzesi ve özel koleksiyonlardaki Osmanlı Brokar örneklerinin iplik, boyama ve dokuma olarak tıpkısını yapmaya çalışırken, sadece % 0.5 sapma mevcutmuş... Recep Karadağ'ın dünyanın en zengin boya bitkileri ve böcekleri koleksiyonuna sahip olduklarının altını sık sık çizdiğini belirtmeden geçmeyeyim. Bugün ürettikleri kumaşların renklerinden farklı olarak, eski brokarların renklerinin solukluğu aradan geçen yıllardanmış. Örnek çalışmalar, Armaggan Nişantaşı'nda görülebilirmiş.

Türk Kültür Vakfı - http://www.turkishculturalfoundation.org/
DATU - http://www.tcfdatu.org/
Armaggan - http://www.armaggan.com/

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Tatil gibisi var mı?

Bence yok... Tatil, istediğin saatte kalkmak, ipini koparmış gibi gezmek, rejimmiş, göbekmiş, kiloymuş düşünmeden yemek içmek, yazsa suya batmak, kışsa dağa çıkmak, her daim dere tepe düz gitmek, yürümek yürümek yürümek, canın istediğinde devrilmek, şekerleme yapmak, gözlerini dinlendirir gibi yapmak, sızıp kalmak, uyandığında yeniden doğmuş gibi hissetmek benim için ve elbette bütün bunlar için hiçbir pişmanlık duymamak, sorumluluklarını ertelediğini düşünmemek...



Bodrum'a gittik geçen haftasonu. Yapılacaklar listesi yapmadık bu sefer, zaten zihinlerimize kazınmış mekanlar, lezzetler mevcuttu. Serin İstanbul sabahına aldırmadan, pembe ve beyaz pantolanlarımızı geçirdik üzerimize ve havalimanının yolunu tuttuk. 6:30 uçağının erken oluşu uykumuzdan çalarken, kahvaltımızı Bodrum'un neresine yapsak düşüncesi bizi bi şekilde uyanık tuttu. Uçaktan indiğimiz gibi, araba kiralayıp yola düştük, H. Zahra ile. A. Sicimoğlu ve S. Erener de eşlik etti bize yolculuğumuz boyunca.



İlk gün Bodrum merkeze inelim dedik. Marinanın arkasında parkedip, arka sokaklarda dolanalım, Neyzen Tevfik boyunca yürüyelim, Halikarnas Balıkçısı'nı kalenin önünde ziyaret edip çarşıya dalalım istedik. Yeniden düzenlemiş kaldırımlar, rengarenk çiçekler ile Bodrum mayısta pek bi tatlıydı. Tatil modunun zirvesine ise, çarşıdan aldığımız şapkalarımızla çıktık.



Penguen'in önüne kadar sudan yürüdük, durduğumuz noktada da çöktük. Devamında Şirin'de sebzeli döner yiyip, marinada kahve keyfi yaptık. Eve gitmeye mecalimiz olmayınca, güneşi marinadan batırıp, meyhaneler sokağındaki Trata'da aldık soluğu. Yaban Tv'de 'Kendi avını kendin üret' gibi enteresan bi program ve rakı eşliğinde mezeye doyup, balığı zoraki yedik her zamanki gibi.

Ertesi gün, Bodrum'da uyanmanın mutluluğu ile yastık yorgan salona taşındım ve manzaraya karşı oturup huzur buldum. İstanbul'da apartmanlar arasında sıkıştığım, karanlıkta otura otura içimi kararttığım günlerin acısını çıkarırcasına ferahlığın tadını çıkardım. Kahvaltı için nereye gidelim sorusunun cevabı, o gün ve tatilin geri kalan her günü aynı oldu. Bizim balkondan şaşmamak ortak karardı. Kahvaltı sonrası yazın bile sakin olan Küdür'e gidelim dedik.



Bomboş bir koy ve iskele karşıladı bizi. Hep yazları gidildiği için kimsenin bilmediği, yemyeşil Bodrum'un keyfini çıkardık Küdür'de. Öğlen yemeğimizi Kavaklı Köfteci'de yedik, her zamanki gibi leziz ekmekleri eşliğinde.



Arabamız var ya, kim tutar bizi... Yalıkavak'tan Gümüşlük'e geçtik. Tavşan adasına yürümeyi kafaya koyunca, şortlarımızı sıvayıp kaygan taşlara aldırmadan ilerledik 'arkeolojik kazı alanıdır' yazısına kadar. Cadı'nın karman çorman dükkanında kaybolduk.



Mandalin'den domates, biber ve zeytinli poğaçalarımızı alıp, 2 dk.lık araba yolunda yedik. Günbatımı Limon'dan bir başka dediler diye, Limon böreği ve leziz çilekler ile güneşi batırdık.





Gökçebel'de kıyafet değişimi yaptıktan sonra, Abe Üsen'de metreyle adana siparişi verdik. Babamın doğumgününü üstünde mumlar olan karpuz tabağıyla kutladık.



O kadar gezdik dolaştık ve tatil bitti mi? Hayır:) Bazıları şortla gezmemize bile şaşırdı ama biz denize bile girdik. Girdik ve uçağa 3 kalana kadar çıkmadık...

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Velosipet



Aynı eski günledeki gibi 2. orta sokakta buluştuk Tuba ile. Pembe ağacın hemen orda. Artık ne o 2. orta'da, ne ben Ethem Efendi'de... Sanki mekanlar demişmiş ama biz aynı kalmışız. 10 küsür sene geçmiş paten kaymak için buluştuğumuz günlerin üstünden. Zaman hızlı mı geçiyor ne?!

Uzun zamandır konuşulan sahil programını hayata geçirmek için 1 Mayıs pazarı biçilmiş kaftan gibi gözükünce, bir iki telefon görüşmesi ve Ayhan'ın bisikletleri elden geçirmesi yetti ve bıraktık kendimizi Necmi Ökten'i takiben Çam Fıstığı'ndan aşağı. O nasıl bir hafiflik, eski mahallenden bisiklet ile geçmek ne güzellik derken, Bağdat'ı keserek sahile devam ettik. Kalabalık çevremizi bir kere sardıktan sonra, bir daha hiç azalmadı, hatta tam tersine hızla arttı. Grubumuz tamamlandıktan sonra, ver elini Caddebostan, Suadiye, Bostancı... Ver elini onlarca köpek, paten, bisiklet, her 3 metrede mangal keyfi yapan gruplar ve niceleri... Zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadık, Maltepe'de mola verdik. Hava o kadar güzeldi ki, limonata kıvamında desem yeridir, ne demekse:)



Güzel bi pazardı, yemek üstü çimlerdeki çay keyfimiz bitmek üzereyken, tam zamanında hava atıştırmaya başladı. Çam Fıstığı'ndan dönüş beklediğimden kolaydı. Bu arada aklıma 'velosipet ile bir cevelan' geldi:)

..ki zekanın yarattığı güzelliktir
Çevik, uyumlu ve kaprissizdir.
Hızlılıkta saba rüzgarını kıskandırır,
Herkesin bildiği kural,
Eğer benzeri olsaydı,
Ona sürat katarı denirdi.
Ama onda yine büyük fark var,
Onda çok 'siklet' var...

İbnülcemal Ahmet Tevfik
Velosipet ile Bir Cevelan s.102

27 Nisan 2011 Çarşamba

Felekten bi gün


Bugün felekten bir gün çaldım! Bir sene boyunca kendimi o kadar sıkmışım ki, daha yeni anladım. Biliyorum çok şanslıyım, biliyorum çok keyifli bir işim var, biliyorum benim yerimde olmak isteyen bi dolu insan var (bunu tahmin etmiyorum, her gün stüdyoya gelen bir çok insandan kendi kulağımla duyuyorum) ama insan rutine düştüğü anlarda boğuluyor gibi olabiliyor. Çevremden aldığım tepkilerden dolayı, sıkıntımı paylaşmak içime atmaktan daha kolay mı geliyor ne?! Kendimi ne kadar dört duvar arasında sıkışmış gibi hissetsem de ara ara, kendime nefes alacak bir aralık yaratmayı başaramamışım sonuç olarak. Hem de Galata semalarında bunun bir sürü yolu olmasına rağmen...

Komşuculuk oynamamız Brr'nın bize misafirliğe gelmesinden ibaretti bugüne kadar ama yıllar sonra zincirlerimi kırdım ve iadeyi ziyaret yaptım. Bugün be made Ceramic Works'e gittim.
Allahım, o nasıl güzel bi mekan, ne kadar tatlış insanlar ve yerden tavana kadar birbirinden güzel işler! Rozetlerinin zaten hastasıydım.. Kendi rozetimi kendim yapmaya çalışmak daha da keyifliydi.



Be Made'in birbirinden 'tatlış' işleri IKSV Tasarım'da ve White Mill Cafe'de görülebilir.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Maroon 5

'Havalar da ısındı, bir konsere gitsek açık havada tam olacak' diye düşünürken, 15 Nisan'da Maroon 5'ın Kuruçeşme'de olduğunu öğrendim. Eski göz ağrılarımdan olunca, çevremdekileri konser için örgütlemeye çalıştım ama nafile... Konsere 1 ay olunca, kimse harekete geçmedi. Ama gün geldi ve can ciğer kuzu sarması kardeşim:) bana sürpriz bilet aldı, almış yani. Valla ben bişi demedim, tamamen kendi hür iradesiyle cereyan etmiş olay! Maroon 5 biletinin alınması güzel, Görkem'in bana konser bileti alması konserden güzel... Sonuç olarak, cuma günü heyecanla! beklendi.


Konser o kadar heyecanla beklendi ki, stüdyoyu kapatıp Tophane'ye indiğimde stüdyo alarmının alarm vermesini bile takmadım... 'Yanlış alarmdır' dedim ve Beşiktaş'ın yolunu tuttum. Keşke geri dönseymişim... Saatler geçti, alarm da telefonum da susmadı. Annemle babamın telefonları da cabası. Bense Beşiktaş'tan tekneye binip Arena'nın yolunu tuttum. Alarm şirketinin üstüne düşeni yapıp, sistemi kapatabileceğini düşündüm. Yanılmışım. Öyle bi yetkileri yokmuş... Sonuç olarak konser bitene kadar alarmı çaldırmış olabilirim... Mahalleliden burda özür dilerim:)


Gelelim konsere. Bir kaç rötarla içeri girdiğimiz konser tam zamanında başladı. Sahneye biraz uzak kalınca, Adam noktasaldı ama olsun:) Müzik güzel, bira güzel, sahneye yaklaşmaya çalışmak güzel derken, konser bitti! Keyifli bir akşamdı ama konser çok matah değildi. Yeni albümlerinden bi haber bi insan olarak, yaş ortalamasının düşüklüğüne şaşırarak geçirdim akşamı. Konser alanını güç bela terkettik ve grubumuzun geri kalanından ayrı düştük maalesef. Gecenin geri kalanında ister tembellikten densin ister yorgunluktan, bi daha buluşulamadı...


Gecenin devamında istikamet stüdyo... 'Bi kedi gördüm sanki...' diyerek alarm tetikleyicisini tespit eden güvenliğimiz sayesinde konseri rahat geçirdim ama alarmın her an çalıyor olma ihtimali zehir etti konserin bir kısımını bana. Dükkana girip, kediyi de bulamayınca önce bi delirdim ama sonra olay tatlıya bağlandı. Kedi korkusunu atınca, dükkandan fırladı gitti. 10 dk. sonra da, karşımızdaki terkedilmiş binanın 2. katınındaki fransız balkon demirlerinde gerinirken görüldü...


10 Nisan 2011 Pazar

Atlıtur

Geçtiğimiz hafta uzun zamandır planlanan, randevu alınmasına rağmen defalarca ertelenen Atlıtur maceramızı hayata geçirmeyi başardık. Bir fırsat sitesinden alındığından içimize kurt düşmeliydi ama biz yine şüphelenmedik. Bu tip sitelere olan kıllığımı çevremdekiler iyi bilir aslında ama benim de, onların da saf bi anına gelmiş olacak, almış bulunduk. Fırsatımız şöyleydi...


Atlıtur Kulübü'nde Leziz Çiftlik Kahvaltısı ve 1 Ders Binicilik Eğitimi 100 TL Yerine %71 Fırsatla 29 TL!

Hem kendinize, hem de çocuğunuza Groupon satın alarak atların büyüleyici doğasıyla tanışabilir, at binmeyi öğrenme yolundaki ilk adımınızı atabilirsiniz. Atlıtur Kulübü'nün deneyimli eğitmenleri ve birbirinden güzel atları, hayatınızın sonuna kadar unutamayacağınız bu anı paylaşmak için sizi bekliyor.

Üstelik leziz bir çiftlik kahvaltısı da cabası!

Taptaze, lezzetli ve tamamen organik ürünlerden oluşan çiftlik kahvaltınızda sizi şunlar bekliyor:

  • Beyaz peynir
  • Tulum peyniri
  • Yeşil ve siyah zeytin
  • 3 çeşit organik çiftlik reçeli
  • Haşlanmış yumurta
  • Sosis
  • Domates
  • Salatalık
  • Simit ve ekmek
  • Çay

İstanbul'un içinde, şehrin tüm kaosunu geride bırakmanızı sağlayan Gümüşdere Köyü'nün sessiz sakin atmosferinde bir yandan leziz bir çiftlik kahvaltısının tadını çıkaracak, bir yandan da Atlıtur Kulübü'nün profesyonel binicilik eğitmenlerinden 40 dakika sürecek ilk binicilik dersinizi almanın keyfini yaşayacaksınız!

--
Nerden başlasam, nasıl anlatsam bilemiyorum yani. Gerçi aradan 2 hafta geçtiği için sinirim de geçti ama vaadedilen ile karşılaştığımızı paylaşmadan edemeyeceğim.

Web sitelerindeki fotoğraflar biraz aklımızı karıştırmış olacak, Zekeriyaköy'ün içinden geçip Gümüşdere Köyü'ne varana kadar, o kadar güzel ve yeşil bir güzergahtan geçtik ki, avuç içi kadar tesisi gördüğümüzde yaşadığımız şok görülmeye değerdi. 4 tarafı kapalı, (m2 vermek istemem:) ufacık bir alan karşıladı bizi... Olsun dedik, leziz çiftlik kahvaltısı ederiz biz de ve ilk intibayı bastırmaya çalışarak içeri geçtik.


İçeri geçince bir de ne görelim ?! Dışardaki alandan daha da ufak bir alan, tek tük masalar, daha önce ne olduğunu tam bilemediğim yerden bozma bir yer... kristal bir avize:) ve pelüş atlar... Kahvaltıya gelecek olursak, üstü streç filmle servis edilen domates, salatalık, peynir, zetin tabağı diyim ben, ha bi de pişmemiş sucuk dilimleri... Leziz çiftlik kahvaltısına benzemiyor, değil mi? 3 çeşit organik çiftlik reçeli ya da simit falan yok dememe gerek yok heralde. Tam bir hayal kırıklığı...


Gelelim at binme kısmına. Saat 12'ye 6 kişilik randevu almamıza rağmen, gerek bir televizyon çekimi, gerek ekstra ödeyerek safariye, yani atla 4 dört duvar dışına çıkmayı talep edenler yüzünden ellerindeki at sayısının yetersiz kalması dolayısıyla 40 dk sürecek program için grubumuzu ikiye ayırdılar. 2 farklı grup, aynı anda 40 dk'lık hizmeti alamıyor dememe de gerek yok heralde! Oturduk bekledik sıramızı bizde. Elbette programımızın gerisine düştük ama başka bir işimiz olamayacağından! kimsenin umru olmadı. Son olarak profesyonel binicilik eğitmenim altta görülebilir, Emre. Atımın ismi de Pinokyo:) Birbirinden güzel atları şeklinde lanse edilen Atlıtur atlarından değil kendisi, çünkü yaşını sorunca kiralık olduğunu öğrendim Emre'den.


Atlıtur'un da dediği gibi Gümüşdere'ye gidince,
'Hayatınızın sonuna kadar unutamayacağınız bir anı bekliyor sizi!' :)