20 Mart 2011 Pazar

Yine J'adore hep J'adore



Bilmeyen herkesi J'adore ile tanıştırmak gibi ulvi bir görevim varmış gibi davranıyorum bu aralar. Götürdüğüm herkes acayip mutlu ayrılırken mekandan, bu ziyaretlerin sıklaşması bende bazı endişelere sebebiyet vermeye başlamıştı ki, Oh la la Beatrice! ile tanıştım. Belki bi bardak su gibi 0 kalori değil ama bi tabak çikolatalı pastadan daha hafifcene... Pandispanya, çilek, muz ve çikolata. Yeme de, içinde uyu cinsinden. click!

21 Şubat 2011 Pazartesi

Kartepe


Hava değişikliği, mekan değişikliği, işin aslı rutinin dışına çıkma isteğim tavan yapmıştı son zamanlarda. Dml'nın artık gidelim şu dağa çağrısına daha fazla direnemeyip kabul ettim ve cumartesi sabahı kendimizi yola vurduk. Aman allahım, o nasıl bir mutluluk! Sadece 1 saat uzaklıktaki Kartepe'ye gitmemize rağmen, sanki kmlerce uzaklıkta bambaşka bir dünyaya gidiyormuşuz hissiyatı... Bavullar, kayaklar, yolda yeriz diye düşünüp abartarak aldığım çikolatalar derken arabada zerre yer olmaması... Dml ile Mhl'nın harika kopilotluğu... Yol nasıl geçti anlamadık sonuç olarak. Dağa tırmanmaya yeni başlamıştık ki, otelimize vardık. Yazıcılar'ın köy kahvaltısı hayallerimizi süsleyerek, içeri daldık. Gerisi bal, kaymak, reçel, peynir, bol miktarda çay ve yediğimizin hesabını tutmayı reddettiğimiz kızarmış trabzon ekmekleri...


Neyse yediğimiz içtiğimiz bizim olsun, giydik nostaljik kayak pantalonlarımızı, kuşandık eldivenlerimizi, atkımızı, şapkamızı, aldık günlük sınırsız skipassımızı, pistleri kontrole çıktık. Kar güzel, pistler güzel, telesiyej sırası bile güzel desem, ne kadar harika bir başlangıç yaptığımızı anlatmak için yeterli olabilir sanırım. Öğlen molasında sadece salep içip, pistlere ger döndüğümüzde sıralar artmış, hava bozmuş, hatta sis ve kar bastırmıştı ama dokunmadı bize. Güzel güzel karın tadını çıkarıp, ekstra çıkışlarla sınırsız kartlarımızın hakkını verebilmiş olmak yetti bizi mutlu etmeye.



Cumartesinin tadına varamadan, pazar sürprizlerle karşıladı bizi. Mrllar geldi bi kere yanımıza ki, bu sürprizlerin en güzeli... Gerisi kar, sis, fırtına, zincir, trafik... Herşeye rağmen pes etmedik, yarım satlik yolu 1.5 saatte tırmandık. Doğanın tadını çıkarmaya baktık. Yan araba bizi ne kadar caydırmaya çalışsada, pes etmedik:) Görmeden kaymaya ve donmaya razı olduk resmen. Yinede güzeldi. Yavaş yavaş indiğimiz dağ yolu bile eziyet gibi gelmedi. Kafamız dağıldı, istenildiği gibi rutinden çıkıldı. Daha verimli bir hafta bekliyor umuyorum bizi.


13 Şubat 2011 Pazar

Careful What You Wish For

Yeni yıl bana yenilikler, iyilikler getirsin istedim. Geçtiğimiz sene iyi bi kız olduğuma inandım, bunu hakettiğimi düşündüm... Artık ne kadar çok istediysem bazı şeyleri, anında geri dönüşleri almaya başladım. Yılbaşı gecesinden başlayarak değişim rüzgarları esmeye başladı hayatımda. Değişim hoşuma gitti, kendimi onun kollarına bırakmak iyi hissettirdi... Zaman su gibi akıp gitti ve ben zamanımı farklı şekilde kullanmaya başladım. Intermediate turkish'i boşladım, kabul ediyorum. Üzgünüm şu an, arayı en kısa zamanda kapatmak niyetindeyim. Diğer niyetim ise, bundan böyle ne istediğime daha çok dikkat etmek... 'Çok istediğim şey, belki de benim için iyi bir fikir değildir' diye düşünmek.

31 Aralık 2010 Cuma

Yıl Sonu

Son dakikaya kadar bi belirsizlik, bi gecenin akibetini tahmin edemezlik hakimdi yılın son gününe. Geçtiğimiz bir kaç yıldır bir çok plana dahil olup, son anda cayan biri olarak plan yapmadım bu sefer. Spontane takılmaya karar verdim, az daha dibe vuruyordum, hatta vurdum... 12'ye bi kaç saat kala Tuba'yı aradım, kuaföre gittim, şarapları paketledim, 1 tepsi! baklavayı Atapol'a yollattım ve kaybolmadan arkadaşlarımın yeni evinin yolunu buldum.


Ağacın süslenmesi, yemeklerin tüketilmesi, kokteyllerin yapılıp pasta, kurabiye, baklava ayırdetmeden mideye indirilmesi göz açıp kapanıncaya bitmişti. Boyacıoğlu hanesinin bir klasiği olarak ağacın önünde fotoğraf çekildik. Tombalayı Yonca'nın şen sesi eşliğinde oynadık, Senem ile ben gece damgamızı vurduk resmen. 2011'in aynı şekilde ikimize de uğurlu gelmesini diliyerek geceyi noktaladık.


Geceyi noktaladık mı dedim? Kendime adıma konuşmam gerekirse, hiç beklenmedik şekilde kendimi karşıya geçerken buldum. Otopark fiyaskosu, şarj sorunsalı, nakit sıkıntısı, soğuk ve her cins insanın sokakta cirit atması durumuna rağmen Osmanbey'e vardım, ordan da Nişantaşı'na! Madem kemikleşmiş huylarımı, takıntılarımı yıkmak niyetindeyim dedim kendime, al sana...

2011


Önüm arkam sağım solum, hatta içim dışım malum. Ondan başkasını düşünemiyorum. Dolayısıyla bol kostümlü, bol fotoğraflı, dolup dolup taşan stüdyolu bir yıl diliyorum kendime. Kadir kısmet tabi ama inanıyorum, 2011 yarayacak Galata esnafına:)

30 Aralık 2010 Perşembe

Big Chefs- Büyük Buluşma


Nihan bir mail attı geçenlerde. Sıla ve Merve İstanbul'a geliyorlarmış, buluşsak ne güzel olurmuş... Grup oldukça kalabalık ve kızlardan biri Boston'dan biri Londra'dan gelicek olunca, buluşma uzak bir ihtimal gibi gözüktü önce. Sonra mailler havalarda uçuştu ve stüdyoda buluşuldu. Yılbaşı arifesinde mucize gibi bişi oldu. Önce kendimizi son havadislere kaptırdık, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık. Aklımıza yemek düşünce Şişhane Big Chefs'i arayıp rezarvasyon yaptırdık...

Büyük Hendek boyunca yürüdük salına salına, aynı eski günlerde yurtlardan yemekhaneye yürüdüğümüz gibi. Ekip tam takım değildi ama tama yakındı. Muftağın hemen yanında bize ayrılan büyük masa ise tam bize göreydi.

Duvarda dekor mahiyetindeki şaraplar tüm gece gözümüzü alırken, bizimkiler GripSavar içerek geceye başladı. Sohbetin doruğunda büyük tepsilerde servis edilen çaylar ile gece noktalandı. Arzu'nun kardeşi lambadan sarkan kurabiyeleri de yedi ya, ortamda silip süpürülmedik bişi kalmadı.


28 Aralık 2010 Salı

Kosinitza



Murat'ın uzun zamandır ağzında gevelediği Kuzguncuk mevzusu sonunda açıklığa kavuştu. Vedat Milor'un tadı damağımda kaldı dediği deniz ürünleri ağırlıklı menülü Kosinitza'nın yolu tutuldu. Galata'dan gelince zorlu bir yol maratonu aşmamız gerekti ama Kuzguncuk ışıklardan içeri girip hemen sağda bir kaç masalı ufacık mekanı görünce rahatladım. Leziz yemekleri ve birbirinden güzel şarapları ile ün salmış mütevazi mekana hemen ısındım.

Beyaz şarabımızı yudumlarken, orta masadaki soğuklardan başladık, ara sıcaklara ara vermeden devam ettik. Ana yemekleri ise hiç göremedik... Sanıyorum bir seçim yapmamız gerekiyormuş, soğukların ve ara sıcakların bizi bu kadar zorlayacağını düşünmedik.

Balık çorbası, deniz mahsülleri pilavı güzeldi ama karamelize soğanlı çiputa filetosunın, somon dilimleri arasında közlemiş patlıcanın ve ızgara ahtapotun tadı damağımda kaldı. Aklım ise Kosinitza'da... İşletme sahibi İbrahim Özyürük'ün ilgi ve alakası takdire şayandı desem, abartmış olmam heralde.