9 Ağustos 2009 Pazar

Merve'mizi Evlendirdik!



Merve'nin bekarlığa veda yemeğinden sonra, sıra geldi çok hoş geçen düğününe. Boğazın kıyısındaki Ortaköy Camii ve rengarenk noktalarla ışıklandırılmış köprü manzarası eşliğinde, Feriye'de Merve ile Kahraman'ı evlendirdik.

6 sene önce CIP'nin Kendini Keşfet Projesi kapsamında gönüllü olarak hep beraber Diyarbakır'a gittiğimizde Merve ile Kahraman daha tanışmıyorlardı. İki haftalık gönüllü eğitim programımızın arasında çevreyi gezip görmeye zaman ayırdığımız bir ara, güneşin doğuşunu seyretmek için Nemrut'a tırmanırken tanıştıklarında da aynı minibüsün içinde hep beraberdik. Tanıştıkları andan itibaren birbiriyle hep bu kadar iyi anlaşan ve birbirine bu kadar yakışan bir çift oldularını, aralarına mesafe girse de sanki yokmuş gibi davranabildiklerini hepimiz yakından gördük.



Üç senedir beraber yurtdışında olmalarına ve Amerika'dan sadece bir kaç haftalığına gelmelerine rağmen her detayı ile bizzat ilgilendikleri süper bir düğün hazırlamışlar. Mekanın lokasyonu, beklenenin aksine lokum gibi bir hava durumu, zevkli müzik seçimleri, leziz yemekleri ve hepsinden anlamlı nikah şekerleri seçimi ile Merve ile Kahraman'ın düğünü o kadar keyifliydi ki... Anlatılmaz, yaşanır yani. Fotoğrafların gösterimi sırasında Damla ile dolan gözlerimiz hariç bütün gece çok eğlenceliydi. Ama içimde burukluk yaratan bir şey yok değil tabi... O da düğünden sonra tekrar Amerika'ya dönecek olmaları sanırım.


8 Ağustos 2009 Cumartesi

İstanbul Deniz Müzesi


Bodrum’dan İstanbul’a düğün dernek gibi maksatlarla bir haftalığına gelince kendimi turist modunda buldum. İki arada bi derede Damla ve Fisun Teyze ile İstanbul Deniz Müzesine gitmeye karar verdik. Üniversite’de aldığım Men, Ships and the Sea fiyaskosundan sonra, bu müze bana iyi geldi. Belki o ders sırasında gemilerle pek haşır neşir olmayı başaramadım ama aslında denizi de, denizin altındakileri de, üstündekileri de hep sevdim.




Beşiktaş’ta bulunan müze Türkiye’nin denizcilik alanında en büyük müzesi, koleksiyon çeşitliliği açısından da dünyanın sayılı müzelerinden biriymiş. 1897 tarihinde ilk temelleri atılan İstanbul Deniz Müzesi, son olarak 1961 yılında Beşiktaş semtinin İskele Meydanı’nda Türk Amirali Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın anıtı ve türbesi yanındaki yerini almış. Oldukça büyük bir alana yayılmış müzenin bazı bölümleri 2010 projeleri kapsamında restorasyon altında olduğundan kapalı. Müzenin ziyarete açık kısımlarında, çok çeşitli parçalar görmek mümkün. En çok hoşuma giden kısım, tek tek balmumundan yapılmış mankenlere bahriyeli kıyafetlerinin giydirilip sergilendiği, kıyafetlerin değişim ve dönüşümünün gösterildiği bölüm oldu. Kıyafetler dışında, yanında minicik kaldığımız devasa gemi baş figürleri, yıllara meydan okuyan kumaşlardan yapılmış sancaklar, haritalar, gemi modelleri, bakanı dalgalarının içine çeken yağlıboya tabloları, Osmanlı Devleti’nin önemli simgelerinden olan ve padişahların imzası sayılan, bahriyede gerek savaş gemilerinde gerek binalarında kullanılan padişah tuğraları vardı. Tarihi kayıklar kategorisinde olan saltanat kayıkları ise, restorasyon dolayısıyla göremeyip şimdilik içimde kalanlar arasında kaldı.

Sürekli sergi dışında, müze girişinde bulunan ve 30 Kasım tarihine kadar açık kalacak olan Tarihi Dalgıç Malzemeleri Sergisi de oldukça farklı bir koleksiyon. Jeff Hakko’nun 1990 yılından beri koleksiyonunu yaptığı malzemeler arasında, neler neler yok ki... Bana hem korkunç hem sempatik gelen derin ve sığ su dalış başlıkları, dalgıç ayakkabıları, bıçakları, telefonları, saatleri, fenerleri...

Müze Kart



Haziran sonunda Topkapı Sarayı’na gittiğim sırada Müze Kart ile tanışma şerefine erişmiştim. Karlılığı dolayısıyla almamanın aptallık olacağı kartı bende aldım ve esas aldıktan sonra nedir ne değildir araştırıp öğrendim. İçten içe ziyaret etmek istediğim müzeleri kafamda sıraya koyarken, sadece düşünmekten vazgeçip harekete geçmek için iyi bir sebep oldu bu kart. Gezipte yazmaya fırsat bulamadığım müzeler maalesef şimdilik zihnimde ve fotoğraf arşivimde birikiyor. Yakın zamanda eteğimdeki bütün taşları bloguma dökmeyi umuyorum. Müze kartımı aldığımdan beri, beni durdurabilene aşkolsun diyorum kendime. 2010 Haziran’ına kadar İstanbul’un, hatta bugünlerde Bodrum’un bütün müzeleri benden sorulur.

6 Ağustos 2009 Perşembe

İyi ki doğdun, Damla!



6 Ağustos akşamı Kiki Çay Evi'ndeydik. Damla'nın doğumgünü sebebiyle düzenlediği partinin yeri, bu günden itibaren Damla ile takılmaya karar verdiğimiz, belki bazısı için eski ama bizim için yepyeni bir mekan. Kiki, Alman Hastanesi'nin karşısında, rahat ve renkli koltukları, bol miktarda ve rengarenk çaydanlıkları, capcanlı renklerde seramiklerle kaplı barıyla anlaşıldığı üzere çok renkli ve eğlenceli bir yer! E mekan güzel, arkadaşlarla toplanmak güzel, toplanma amacımızda güzel olunca, çok güzel bir gece oldu. Gerçi doğumgünleri birbirimizi görmek için birer amaçtan çok, araç olacak gibi gözüküyor. Ne de olsa maksat aynı şehirde yaşamalarına rağmen bir türlü bir araya gelemeyen bizleri bir araya getirmek. Bütün bu çabalara rağmen hala bu organizasyona gelmeyen ya da gelemeyenlere lafım yok çünkü artık teklif var, ısrar yok... Aynı mojito(lar) var olup, doğumgünü pastasının yok olduğu gibi!

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Bekarlığa Veda

Her gün, her saat, her dakika çift olabilenler hayatlarını birleştirmeye karar veriyor bir yerlerde. Bazısı alelacele karar veriyor, bazısı geç bile kalmış oluyor… Gönlünü çoktan kaptırmış olanlar, beraberliği çoktan aklına da koymuş olduğundan dünya evine girerek önce ailelerini, sonra cümle alemi yani herkesi ikilinin aralarındaki çekimden haberdar ediyor. Kutlamalar iyi güzel tabi ama nişanla, nikahla, düğünle bitmiyor atraksiyon. Bütün bu organizasyonların hazırlıkları sırasında gelinin de damadın da kendi arkadaşları ile kutlaması (esasında dağıtması) beklenen birer ‘Bekarlığa Veda’ partisi de bulunuyor. Bizde daha çok ‘Kına Gecesi’ olarak cereyan eden olay, filmlerde gördüğümüz çılgın partilerden esinlenmemizle yabancılaşıyor sanırım. Amerika, İngiltere, İrlanda, Avustralya’da birbirinden farklı isimlerde (bachelor/ bachelorette party, stag/hen party) ve birbirinden farklı içerikte partiler düzenleniyormuş mesela. Bekarlığa veda denince, içkilerle, striptizcilerle yapılanı da mevcut, yemekli bir arkadaş toplantısı gibi olanı da.



Geçtiğimiz hafta, Merve’mizin uzunca bir süredir Amerika’da ikamet etmesi dolayısıyla yüzünü görebilen cennetlik olduğundan, bir parti düzenledi Damla’sı ile Esin’i. Merve’nin 3 senedir yurtdışında olmasına rağmen zerre değişmeyen haline, mütevazi ve sakin görüntüsüne uygun bir organizasyon yapıldı ve 360’e yemeğe gidildi. Partimizin en çılgın yanı Sıla’nın İngiltere’den getirtiği renkli aksesuarlar, ‘Hen Night in Progress’ pinleri, ışıklı duvağı ve özellikle Damla’nın rağabet gösterdiği peri kanatlarıydı ama restoranın muhteşem manzarası, uzun zamandır görülmeyen dostlarla dalınan muhabbetin keyfi ile herkesin neşesi yerindeydi, keyif kaçırıcı azlıktaki makarnalarına rağmen herşey çok güzeldi.


İyi ki doğdun, Merve!



Belki doğumgününde onu görememiş olabilirim, belki listede 11.sırada kalmış olabilirim ama hep aklımdaydı o. Mum üflerken ya da pasta yerken de fotoğrafımız yok bu seferlik ama Bodrum'da çekilmiş, fotoğrafın alası var elimde.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Sun.Day.Sky



Sun.Day.Sky, ‘iyi hisset’ ana temasından yola çıkarak oluşturulmuş bir şehir festivali. 1-2 Ağustos tarihlerinde santralistanbul’da gerçekleşen festivalden PukkaLiving sayesinde haberdar oldum. İki günlük bu festivalde amaç, yemek içmek ama en başta rahatlamak, gevşemek, çimlerde yuvarlanmak, Pazar yerinde gezmek, ruhun gıdası müzikle beslenmek, Yoga, Reiki, Masaj içerikli “İyi Hisset” Atölyeleri; Juggling, kukla ve dans içerikli “Özgür Hisset” Atölyeleri vs. ile mutlu olmak.

Bu sene üniversitelerin festivallerine hiç katılamadığımdan olucak, Sun.Day.Sky’ı duyduğum anda gitmeye karar verdim. Uzun zamandır göremediğim İpek’i hiç yabancı olmadığı okuluna gitmeye de razı edince süper oldu. Havanın kapalı olmasını kafamıza takmayıp, santralistanbul’un yolunu tuttuk. Dış mekandaki pazar bölümüne geçmeden önce müzeleri gezmek iyi bir fikir gözükünce, direk iç mekanlara geçtik ve zamanın nasıl geçtiğini gerçekten anlamadık. 16 Ağustos’a kadar devam eden Haritasız Sergisi de, Santral İstanbul’un sürekli sergisi de çok başarılıydı.



Haritasız, sayısal ve etkileşimli ortamların geniş ölçekli kullanımını içeren çağdaş sanat eserlerinden bir seçkinin yer aldığı bir sergi. Dünyanın farklı yerlerlerinden tanınan ya da hala tanınmayan bir çok sanatçının çalışmalarının yer aldığı serginin en büyük özelliği, bütün çalışmaların ortak özelliği olarak eser-izleyici ilişkisinin klasik bir müze ya da sergidekinden çok farklı oluşu. Bütün çalışmalar izleyicilerin katılımı ile anlam kazanıyor. Mesela, Flick-IST Hemşerileri Galerisi'ne katılmak, Breaking The News'un parçası olmak bizim kullandığımız onlarca çalışmadan bazıları.



Enerji Müzesi, İstanbul’un ilk termik elektrik santralı olan Silahtarağa Elektrik Santralı’nın korunarak dönüştürüldüğü yer. Santral’ın içinde 1913’te ve 1921’de inşa edilen makine daireleri, elektrik üretiminin ve İstanbul’un farklı semtlerine dağıtımının denetlediği devesa kontrol odası, müze ziyaretçilerinin kendi elektriklerini üretebilecekleği, pil olabileceği, manyetik heykeller yapabileceği ve daha birçok deneyin parçası olabileceği Enerji Oyun Alanı bulunuyor.



Müzeleri saatlerce! (abartmıyorum..) gezdikten sonra baya bir yorgun düştük ve kendimizi dışarı attık. Hondalı dörtlü LazCaz'ın müzikleri eşliğinde Tamirane'de yemek yedikten sonra, pazar yerini gezmeye niyetlediğimiz sırada yaz yağmuru bastırmasın mı? İpek'in evine yapacağımız ziyaretten dolayı da Meral'in kapıda kalıp bizi beklemesi dolayısıyla Sun.Day.Sky'ı terketmek durumunda kaldık. Belki çimlerin tadını çıkaramadık, tasarım ürünleri satan standları tek tek gezemedik ama Haritasız ve Enerji Müzesi iyi ki Sun.Day.Sky'a gitmişiz dedirtti.