24 Haziran 2011 Cuma

LOMO

Artık benim de bir lomom var. Aslında benim bir yıldır bir lomom ve içinde bitirmeyi beceremediğim 36lık siyah beyaz filmim var... Kendimden resmen utanıyorum. Büyük bir heyecanla Hayyam'daki Ali Usta'dan aldığım ama kullanamayıp ya da kullanmayıp, sonunda da varlığını unuttuğum bir makine kendisi. Pantolonun cebine koyup, varlığını unuttuğu parayı bulunca mutlu olur ya insan, ben çantalarımdan birinin cebinde lomomu buldum ve tahmin edilebileceği üzere çocuklar gibi sevindim...



Gerçi biraz da kendime kızdım, ben nasıl onu unuturum diye... Doğrudan fotoğrafla ilişkili bir iş yapınca, sokaklarda fotoğraf çekmeyi ne kadar sevdiğimi de unuttum. Balık mıyım, umursamaz mıyım, rahat mıyım neyim bilmiyorum! Cep telefonu ile fotoğraf çekenlere uyuz olurken, iphone4'ün başarılı kamerası ve instagram aplikasyonu birlikteliğinin kurbanı gibi hissediyorum.

Ahhh ah, nerde o eski analog makinalar demek istemiyorum ama gerçekten de nerde o çektiğin fotoğrafı anında görüp tüketmemenin heyecanı, bi makara filme yüzlerce hatta binlerce fotoğraf sığdıramayacak olmanın getirdiği kadrajı dikkatlice oluşturmaya çalışmanın zevki, zırt pırt deklanşöre basmak yerine (telefonla çekerken deklanşör de yok gerçi, dokunmatik ekran var..), doğru anı beklemenin tatlı gerginliği... Komşumuz Okan'ın dediği gibi, 'pis dijitalci' oldum çıktım sanırım. Yine de, belki de çantamın derinliklerinde bulduğum lomo ile analog günlerimi yad edebilirim. Gerçi 'hızlı ol, düşünme, kontrol etmeye çalışma ve kural tanıma...' şeklindeki lomo altın kuralları bana ters! ama 'sürekli yanında taşı, hayatının bir parçası haline getir...' gibi kuralları ve nolursa olsun analog olması beni mutlu ediyor. Spontane çekme fikri ve tahmin edilemez oluşu beni heyecanlandırıor. Yine de ipleri tamamen elden bırakmak değil niyetim. 'Try to shot from the hip' nedir ya?! Kendi kadrajımı kendim oluşturum:)

--
LOMO da neyin nesi diyenlere...

Leningradskoye optiko mechanichesckoye obyedinenie yani leningrad mercek ve mekanik fabrikası'nın kısaltmasıymış lomo. St Petersburg , Rusya menşeili fotoğraf makinesi ve lens üreticisi firma 1914'de kurulmuş, dünyada en çok 35 mm lomo lc-a kompakt fotoğraf makinalarıyla ünlüymüş...

http://www.lomography.com/

Ve son olarak, Lomo'nun 10 altın kuralı ile noktalayalım konuyu...

Take your camera everywhere you go / Use it any time – day and night / Lomography is not an interference in your life, but part of it / Try the shot from the hip / Approach the objects of your Lomographic desire as close as possible / Don't think! Just Shoot / Be fast / You don't have to know beforehand what you captured on film / Don't worry about any rules

8 Haziran 2011 Çarşamba

Tat



Hayat her geçen gün bal gibi tatlanırken, bir kaç gündür eski halinden eser yok. Eski halime dönmek için kendimi ne kadar tatlılara versem de bir işe yaramıyor, hepsi birbirinden yapay geliyor...

7 Haziran 2011 Salı

Doğal Boya Araştırma ve Geliştirme Laboratuvarı



Cumhuriyet Caddesi'ndeki Cumhuriyet Apartmanı ile Türk Kültür Vakfı sayesinde tanışma şerefine eriştim. Prof. Dr. Recep Karadağ'ın 'Dye Analysis and Reproduction of 16th century Ottoman brocades' konuşması için Taksim'deydim.

Bir sivil toplum girişimi olan Türk Kültür Vakfı, 2000 yılından beri Türk kültürünü ve Türkiye'nin sanatsal ve kültürel mirasını korumak, yaşatmak ve tanıtmak için çalışmaktaymış. Kültür taşıyıcısı olan eserleri ve kültür mirasının nesilden nesile aktarılarak yaşatılması adına 'Doğal Boya Araştırma Geliştirme Laboratuarı' (DATU) kurulmuş. Osmanlı eserlerinin tıpkı üretimlerini yapabilmek, sanat eserlerinin restorasyon ve konservasyonu için analiz ve teknik destek vermek gibi amaçları varmış...

Tahribatsız analiz yöntemleri ile kaynak boyarmaddeyi tespit edip (ki bunlar bitki ya da böcek kökenli olabiliyormuş), onları temin ederek ve doğru ipliğe uyguladıktan sonra dokuyarak orjinallerine yakın ürünler elde edilmesini sağlanıyormuş. Topkapı Sarayı, Sadberk Hanım Müzesi ve özel koleksiyonlardaki Osmanlı Brokar örneklerinin iplik, boyama ve dokuma olarak tıpkısını yapmaya çalışırken, sadece % 0.5 sapma mevcutmuş... Recep Karadağ'ın dünyanın en zengin boya bitkileri ve böcekleri koleksiyonuna sahip olduklarının altını sık sık çizdiğini belirtmeden geçmeyeyim. Bugün ürettikleri kumaşların renklerinden farklı olarak, eski brokarların renklerinin solukluğu aradan geçen yıllardanmış. Örnek çalışmalar, Armaggan Nişantaşı'nda görülebilirmiş.

Türk Kültür Vakfı - http://www.turkishculturalfoundation.org/
DATU - http://www.tcfdatu.org/
Armaggan - http://www.armaggan.com/

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Tatil gibisi var mı?

Bence yok... Tatil, istediğin saatte kalkmak, ipini koparmış gibi gezmek, rejimmiş, göbekmiş, kiloymuş düşünmeden yemek içmek, yazsa suya batmak, kışsa dağa çıkmak, her daim dere tepe düz gitmek, yürümek yürümek yürümek, canın istediğinde devrilmek, şekerleme yapmak, gözlerini dinlendirir gibi yapmak, sızıp kalmak, uyandığında yeniden doğmuş gibi hissetmek benim için ve elbette bütün bunlar için hiçbir pişmanlık duymamak, sorumluluklarını ertelediğini düşünmemek...



Bodrum'a gittik geçen haftasonu. Yapılacaklar listesi yapmadık bu sefer, zaten zihinlerimize kazınmış mekanlar, lezzetler mevcuttu. Serin İstanbul sabahına aldırmadan, pembe ve beyaz pantolanlarımızı geçirdik üzerimize ve havalimanının yolunu tuttuk. 6:30 uçağının erken oluşu uykumuzdan çalarken, kahvaltımızı Bodrum'un neresine yapsak düşüncesi bizi bi şekilde uyanık tuttu. Uçaktan indiğimiz gibi, araba kiralayıp yola düştük, H. Zahra ile. A. Sicimoğlu ve S. Erener de eşlik etti bize yolculuğumuz boyunca.



İlk gün Bodrum merkeze inelim dedik. Marinanın arkasında parkedip, arka sokaklarda dolanalım, Neyzen Tevfik boyunca yürüyelim, Halikarnas Balıkçısı'nı kalenin önünde ziyaret edip çarşıya dalalım istedik. Yeniden düzenlemiş kaldırımlar, rengarenk çiçekler ile Bodrum mayısta pek bi tatlıydı. Tatil modunun zirvesine ise, çarşıdan aldığımız şapkalarımızla çıktık.



Penguen'in önüne kadar sudan yürüdük, durduğumuz noktada da çöktük. Devamında Şirin'de sebzeli döner yiyip, marinada kahve keyfi yaptık. Eve gitmeye mecalimiz olmayınca, güneşi marinadan batırıp, meyhaneler sokağındaki Trata'da aldık soluğu. Yaban Tv'de 'Kendi avını kendin üret' gibi enteresan bi program ve rakı eşliğinde mezeye doyup, balığı zoraki yedik her zamanki gibi.

Ertesi gün, Bodrum'da uyanmanın mutluluğu ile yastık yorgan salona taşındım ve manzaraya karşı oturup huzur buldum. İstanbul'da apartmanlar arasında sıkıştığım, karanlıkta otura otura içimi kararttığım günlerin acısını çıkarırcasına ferahlığın tadını çıkardım. Kahvaltı için nereye gidelim sorusunun cevabı, o gün ve tatilin geri kalan her günü aynı oldu. Bizim balkondan şaşmamak ortak karardı. Kahvaltı sonrası yazın bile sakin olan Küdür'e gidelim dedik.



Bomboş bir koy ve iskele karşıladı bizi. Hep yazları gidildiği için kimsenin bilmediği, yemyeşil Bodrum'un keyfini çıkardık Küdür'de. Öğlen yemeğimizi Kavaklı Köfteci'de yedik, her zamanki gibi leziz ekmekleri eşliğinde.



Arabamız var ya, kim tutar bizi... Yalıkavak'tan Gümüşlük'e geçtik. Tavşan adasına yürümeyi kafaya koyunca, şortlarımızı sıvayıp kaygan taşlara aldırmadan ilerledik 'arkeolojik kazı alanıdır' yazısına kadar. Cadı'nın karman çorman dükkanında kaybolduk.



Mandalin'den domates, biber ve zeytinli poğaçalarımızı alıp, 2 dk.lık araba yolunda yedik. Günbatımı Limon'dan bir başka dediler diye, Limon böreği ve leziz çilekler ile güneşi batırdık.





Gökçebel'de kıyafet değişimi yaptıktan sonra, Abe Üsen'de metreyle adana siparişi verdik. Babamın doğumgününü üstünde mumlar olan karpuz tabağıyla kutladık.



O kadar gezdik dolaştık ve tatil bitti mi? Hayır:) Bazıları şortla gezmemize bile şaşırdı ama biz denize bile girdik. Girdik ve uçağa 3 kalana kadar çıkmadık...

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Velosipet



Aynı eski günledeki gibi 2. orta sokakta buluştuk Tuba ile. Pembe ağacın hemen orda. Artık ne o 2. orta'da, ne ben Ethem Efendi'de... Sanki mekanlar demişmiş ama biz aynı kalmışız. 10 küsür sene geçmiş paten kaymak için buluştuğumuz günlerin üstünden. Zaman hızlı mı geçiyor ne?!

Uzun zamandır konuşulan sahil programını hayata geçirmek için 1 Mayıs pazarı biçilmiş kaftan gibi gözükünce, bir iki telefon görüşmesi ve Ayhan'ın bisikletleri elden geçirmesi yetti ve bıraktık kendimizi Necmi Ökten'i takiben Çam Fıstığı'ndan aşağı. O nasıl bir hafiflik, eski mahallenden bisiklet ile geçmek ne güzellik derken, Bağdat'ı keserek sahile devam ettik. Kalabalık çevremizi bir kere sardıktan sonra, bir daha hiç azalmadı, hatta tam tersine hızla arttı. Grubumuz tamamlandıktan sonra, ver elini Caddebostan, Suadiye, Bostancı... Ver elini onlarca köpek, paten, bisiklet, her 3 metrede mangal keyfi yapan gruplar ve niceleri... Zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadık, Maltepe'de mola verdik. Hava o kadar güzeldi ki, limonata kıvamında desem yeridir, ne demekse:)



Güzel bi pazardı, yemek üstü çimlerdeki çay keyfimiz bitmek üzereyken, tam zamanında hava atıştırmaya başladı. Çam Fıstığı'ndan dönüş beklediğimden kolaydı. Bu arada aklıma 'velosipet ile bir cevelan' geldi:)

..ki zekanın yarattığı güzelliktir
Çevik, uyumlu ve kaprissizdir.
Hızlılıkta saba rüzgarını kıskandırır,
Herkesin bildiği kural,
Eğer benzeri olsaydı,
Ona sürat katarı denirdi.
Ama onda yine büyük fark var,
Onda çok 'siklet' var...

İbnülcemal Ahmet Tevfik
Velosipet ile Bir Cevelan s.102

27 Nisan 2011 Çarşamba

Felekten bi gün


Bugün felekten bir gün çaldım! Bir sene boyunca kendimi o kadar sıkmışım ki, daha yeni anladım. Biliyorum çok şanslıyım, biliyorum çok keyifli bir işim var, biliyorum benim yerimde olmak isteyen bi dolu insan var (bunu tahmin etmiyorum, her gün stüdyoya gelen bir çok insandan kendi kulağımla duyuyorum) ama insan rutine düştüğü anlarda boğuluyor gibi olabiliyor. Çevremden aldığım tepkilerden dolayı, sıkıntımı paylaşmak içime atmaktan daha kolay mı geliyor ne?! Kendimi ne kadar dört duvar arasında sıkışmış gibi hissetsem de ara ara, kendime nefes alacak bir aralık yaratmayı başaramamışım sonuç olarak. Hem de Galata semalarında bunun bir sürü yolu olmasına rağmen...

Komşuculuk oynamamız Brr'nın bize misafirliğe gelmesinden ibaretti bugüne kadar ama yıllar sonra zincirlerimi kırdım ve iadeyi ziyaret yaptım. Bugün be made Ceramic Works'e gittim.
Allahım, o nasıl güzel bi mekan, ne kadar tatlış insanlar ve yerden tavana kadar birbirinden güzel işler! Rozetlerinin zaten hastasıydım.. Kendi rozetimi kendim yapmaya çalışmak daha da keyifliydi.



Be Made'in birbirinden 'tatlış' işleri IKSV Tasarım'da ve White Mill Cafe'de görülebilir.